"ATICILIĞI VE KUR'AN'I ÖĞRENİN!"

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Rh.A

.....
İkinci bir şeyi tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifte; Ebû Sâid Hazretleri'nden Deylemî'nin rivâyet ettiği hadis-i şerif:

RE. 254/5 (Teallemür-remye vel-kur'âne ve hayru sâatil-mü'mini hîne yezkürullàhe azze ve celle) Bakın küçücük bir cümle veyahut bir satırlık bir hadis-i şerif ama deryalar kadar bilgiler var. Saatlerce konuşsak anlatılacak derin mânâsı var. Efendimiz buyuruyor ki bu ikinci emrinde, birinci emrinde olduğu gibi:

(Teallemû) "Öğrenin!" Birincide yakîni öğrenin, şeksiz inanmayı öğrenin demişti, burada yine öğrenin diyor. Neyi öğreneceğiz?.. (Teallemür-remye vel-kur'ân) "Atıcılığı, silah atıcılığını ve Kur'an-ı Kerim'i öğrenin!"

Bakın birisi Kur'an-ı Kerim öğrenmek, âhirete âit bir şey. Yâni insan Kur'an'ı öğrendi mi âhireti kurtulur. Tabii, Kur'an-ı Kerim'in içindeki hükümler sadece âhirete âit değil, dünyaya âit hükümler de var.

--İman bir inanç işidir, âhiret işidir, bir tarafa koyalım...

Hayır, koyamayız.

--Lâiklik var.

Lâikliği millet doğru düzgün anlayamıyor. Lâiklik devletin işi; kişi inançlı olur, lâik olmaz. Devlet lâik olur, kimsenin inancına karışmaz. Bu devirde, geçtiğimiz aylarda gördünüz, 'Ben lâikim!' diyen, 'Ben devrimciyim!' diyen insanların yaptıkları iş, çatır çatır lâikliği çiğnemek, lâikliği tepelemek... Çünkü başkasının inancına müdahale ediyor, onu engellemeğe çalışıyor, onu bastırmağa çalışıyor. Onu kendi keyfine getirmeğe çalışıyor. Bunun inancına göre yaşamasına mâni olmağa çalışıyor. Bu lâiklik değil, lâikliğin tam aksi, bu zorbalık... Lâiklik nedir, devlet lâik olacak ne demek? Kimsenin inancına müdahale etmeyecek.

--E hocam, kimsenin inancına müdâhale etmeyelim, o da "Benim inancım falanca adamın kafasını kesmektir." diye eline kılıcı alsın, onun kafasını kessin; olur mu?..

Olmaz; bir hürriyet, bir başka hürriyetin başladığı yerde biter, oraya kadardır. Başkasının hürriyetine kimse müdahale edemez. Devrimci de edemez, başkası da edemez. Herkesin insan hakları, hürriyetleri vardır. O haklarını, o hürriyetlerini İslâm zaten koruyor, gidip de birisinin kafasını kesin demiyor. Sınırsız bir hürriyet değil demek istiyorum.

Din hürriyeti; kişinin inancına göre ibadet edebilmesi, inancını söyleyebilmesi, inancını çoluk çocuğuna öğretebilmesi, inancına göre ticaretini yapabilmesi, inancına göre giyimini kuşamını yapabilmesi, yaşayışını sağlaması... Başkasına zarar vermedikten sonra, bunun rahatça yapılmasını sağlamak lâik devletin görevi. Eğer devlet bir inanca tâbi olur, bir inancı taraf tutar, öteki inanç sahiplerini bastırırsa lâiklik olmaz, o zaman aksi olur.

O bakımdan, bu günün "lâikim" diyen insanları lâikliği çiğniyorlar, yâni lâiklik diye diye lâikliği çiğniyorlar. Asıl lâiklik inancı, inanca göre yaşayışı, söylemeyi, çalışmayı, düşünmeyi, serbest bırakmak... Bunu tek taraflı alıp da, öbür tarafa baskı olarak kullanmak din düşmanlığı oluyor. O da lâikliğin tamamen zıddı oluyor.

Tabiî buraya nereden geldik? "Kur'an-ı Kerim'i öğrenin!" diyor bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz; Kur'an'ı öğreneceğiz, tabiî uygulayacağız. Çünkü insanın bir şey öğrenmekten amacı, uygulamaktır. Kur'an-ı Kerim'i de öğreneceksiniz. Allah-u Teàlâ Hazretleri, "Ey îman edenler, içki içmeyin!" diyecek, sen de gidip içki içeceksin. Bu Allah'ın emrine aykırı... Buna Allah'a isyan derler. Allah'a isyan, devlete isyan gibi de değildir, insanın dünyası da âhireti de mahvolur. Tabiî insan öğrendiğini uygulayacak. Müslüman Kur'an'a göre yaşayacak.

Peygamber Efendimiz Kur'an'ın bilinmesini istiyor. Kur'an-ı Kerim'de dünyaya âit işler de var. Yâni, "İçki içme, zina etme, hırsızlık yapma, cana kıyma!" gibi. Bunlar büyük günahlar diye sıralamış. Zaten İslâm bunlardan korumak için gayret gösteriyor, emirleri bu... Ama Kur'an-ı Kerim'de âhirete âit emirler de var, bilgiler de var. Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek dinî bir görev... Bunu öğrenin diyor.

Ama ondan önce Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde bir söz söylemiş (Te'allemür-remye vel-kur'ân) Kur'an-ı Kerim'i öğrenmekten önce söylediği söz remy... Remy atmak, silah atmak demek... Yâni "Kur'an ile beraber silah atmayı da öğrenin!" buyuruyor.

Herkes Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek ister, her mü'min Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek ister. Bu onun ilk vazifesi, Peygamber Efendimiz'in çok tavsiye buyurduğu bir husus ama, ondan evvel "Atıcılığı öğrenin!" diyor. Bu da İslâm'ın hem madde hem mânâ dini olduğunu, hem dünya hem âhiret dini olduğunu gösteren bir misâl...

Peygamber Efendimiz, "Silah atmayı da öğrenin!" diyor. Hattâ, "Çocuklarınıza da öğretin!" diye de başka hadis-i şerifler var. Demek ki silah atmayı da öğrenecek müslüman.

--Pekiyi Peygamber SAS silah atmayı niye mü'minlere tavsiye buyuruyor?..

--Çünkü cihadda atıcılık önemli bir rol oynar.

--Pekiyi cihad niçin varolmuş, farzolmuş, niye cihad ediyor insanlar. Yâni sülh-ü sukûn içinde yaşamak varken insanlar niye cihad ediyorlar?

Tamam cihad etmeyelim kabul, biz sulhu seviyoruz.

(Ves-sulhu hayrun) "Sulh anlaşma, barışma daha iyidir." Daimâ selâmet, sükûnet, kimseyi üzmemek, incitmemek esastır. Pekiyi, ya düşman saldırırsa ne yapacaksın? Senin ülkene düşman saldırdı. Niye askerlik var, niye Millî Savunma Bakanlığı var, niye ordumuz var, niye tarih boyunca hep olmuş?.. Niye her milletin iç âsayişini sağlamak için âsayiş kuvvetleri olmuş, dış emniyetini sağlamak için ordusu olmuş?.. Bir tabiî ihtiyaç olduğu için...

Hattâ canlılar âlemine baktığımız zaman, onlarda bile kendilerini savunacak cihazlarla cihazlandıklarını görüyoruz. Yâni her hayvanın yaşadığı ortamda kendi hayatını koruması ve kendisini savunması için, Allah ona bir takım silahlar vermiş. Kimisine pençe vermiş, kimisine iğne vermiş, kimisine boynuz vermiş, kimisine diş vermiş, kimisine kanat vermiş, kimisine zehir vermiş... Bunların her birisi kendisini savunmak için birer silah... Demek ki yaşamak için, hayatını savunmak ihtiyacı olduğundan, bu olacak. Onun için cihadı kimse kötüleyemez.

Avrupalılar müslümanlığı cihad dolayısıyla kötülüyorlar, "İslâm'da cihad var." diyorlar. Pekiyi İslâm'da cihad var da, Hristiyanlık'ta yok mu? Niye Haçlılar haçlı seferlerini yaptılar?.. Onlarda da var. Yâni İslâm ülkelerinde ordu var da, batı ülkelerinde ordu yok mu, Çin'de ordu yok mu, Amerika'da, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da ordu yok mu?.. Hepsinde var. Hattâ onlar bu orduları, cihân harplerini çıkartmakta, cihânı birbirine katmakta kullandılar. Demek ki, onların hepsi birer kötüleme, karalama ama, kendisi de yaptığı halde karşı tarafı kötülüyor.

Cihad lâzım! Neden? Yaşamak için; hayatımızı, yurdumuzu, kendimizi savunmamız için... Cihad için de cihada hazırlanmak gerekiyor. Onun için de cihadın her türlü alet ve edevâtını hazırlamakla beraber, o alet ve edevatın kullanılmasını da öğrenin diye, Efendimiz Kur'an-ı Kerim'in öğrenilmesinden önce onu koymuş: (Teallemür-remye vel-kur'ân) "Atıcılığı öğrenin ve Kur'an'ı öğrenin!" buyurmuş. Önce Kur'an'ı söylememiş, atıcılığı söylemiş. Çünkü hürriyet olmayınca, düşman geldiği zaman, düşman saldırınca, insanın Kur'an okuması da mümkün olmuyor.

Az önce televizyonda seyrettik, İsrail'deki zavallı silahsız Filistinliler'in, nasıl pürsilah, tepeden tırnağa mücehhez, tam techizatlı İsrail askerleri tarafından kurşunlanıp, öldürülüp, yerlerde nasıl vahşice sürüklendiğini gördük. Birisi tamamen silahsız, ötekisi pür silah, tepeden tırnağa müsellah, zulmediyor, haksızlık ediyor, hakaret ediyor, Peygamber Efendimiz aleyhinde sözler söylemiş, saldırmış, hürriyetleri tahdit ediyor. Ülkeyi gasbetmiş, istilâ etmiş, işgal etmiş...

Tabiî bu atıcılık öğrenilecek, bu şart. Buna herkesin memnun ve müteşekkir olması lâzım. Tabiî atıcılığı öğrenecek, neyi atacağız meselesi geliyor. İsrail'de zavallı çocuklar taş atıyorlar veya ellerinde şişeler varsa içine biraz yakıt koyabilmişlerse onu atıyorlar. Ama öbür taraf çok daha güçlü silahlarla saldırıyor. Ne atacağız? Yâni, düşmanın silahı kadar silah edinmediği zaman, bir müslüman esaret altına düşüyor.

Ermeniler saldırdılar Azerîler'in topraklarını istila ettiler. Ruslar saldırdılar, Çeçenler'in ülkesini mahvettiler. Sırplar saldırdılar, Boşnaklar'ın arazilerini, evlerini, ülkelerinin büyük bir kısmını elde ettiler, katliamlar yaptılar. Onları oralardan çıkardılar, asıl Saraybosna'nın arazisi büyük miktarda kayba uğradı, Sırplar'ın eline geçti. Demek ki atacağız, atıcılığı öğreneceğiz, iyi silahlar yapmayı da öğreneceğiz. Yâni silahın en iyisini yapmazsan, caydırıcı silahları yapamazsan, o zaman senin taş atmakla olan kahramanlığın sonuç vermiyor, zâlim zulmünü devam ettiriyor.

Demek ki atışı öğrenirken, hem nişan alıp vurmayı öğrenmek, hem de atılacak şey nelerse onların yapılmasını da öğrenmek herhalde bahis konusu oluyor. Silah sanayii oluyor, silah sanayiinde en iyi usullerin, teknolojinin öğrenilmesi, yenilerinin bulunması söz konusu oluyor.

Biz yenilerini de buluruz. Ben her zaman sohbetlerimde arkadaşlarıma söylerim: Boş durmayın, bir şeyler icâd edin, bulun!.. İnsan aklını kullandı mı, durduğu yerden bir şeyler bulur. Ben de kendime göre oturduğum yerden bir şeyler icâdediyorum, ortaya koyuyorum, arkadaşlara gösteriyorum. Çok basit bir şey olabilir ama, hakîkaten hoşa gidiyor. Meselâ, bir evin yapımında bir usül bulmak, pencere de bir usül bulmak, daha başka bir şey... İnsanın aklını çalıştırması lâzım!

Evet, "Atıcılığı öğrenin, atılacak şeylerin en güzelini yapmayı öğrenin! En üstün silahları yapmayı, onları en iyi kullanmayı öğrenin! Kur'an-ı Kerim'i de öğrenin!" diye Peygamber SAS emrediyor.

Burdan tabi bir şeyi çok büyük takdirle gözlüyoruz, hayran kalıyoruz. Peygamber Efendimiz hem bize âhiret adamı olmayı emrediyor, hem de dünyada sağlam bir dünya adamı olmayı emrediyor. Yâni pısırık, ezilen, horlanan, zelil, âciz, nâçiz insanlar olmamamızı, gayretli olmamızı tavsiye ediyor. İslâm dini insanın hem dinini, hem dünyasını kurtarıyor. Hem dinine, hem dünyasına hitab ediyor, hem âhiretine hitab ediyor. Bu çok önemli bir husus... Her yönünden mükemmel, eksiksiz bir din olduğunu müşahede ediyoruz, hayran kalıyoruz.
.....

(Allah'ın Gazabı ve Rızası, s. 186-193)

Çilehàne - Ana Sayfa