İ'tikâfın Önemi

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Aziz ve sevgili Ak-Televizyon izleyicileri ve Ak-Radyo dinleyicileri!

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazan ayının feyzinden, bereketinden, mânevî ikramlarından, ihsanlarından cümlenizi istifade eden, Ramazandan faydalanan, yararlanan, Ramazanda kazanan kullarından eylesin... Mahrum kalan kullarından eylemesin...

a. Ramazanın Son On Günü

Bugünden itibaren Ramazanın son on gününe giriyoruz. Araplar ayları kendi adetlerine göre ayı üç bölüme ayırırlar. Birinci on günlük bölüm, ikinci on günlük bölüm, üçüncü on günlük bölüm diye... Ay 29 çekip, en son bölümü 9 gün olsa bile, onun adı gene aşrül-evâhirdir, yâni son on gündür.

Şimdi Ramazanın el-aşrül-evâhirine, son on gününe giriyoruz. Başı geçti, ortası geçti, sonuncu on güne giriyoruz. Bu çok önemli... Çünkü biliyorsunuz senenin ayları içinde üçayların çok önemi var. Receb, Şa'ban, Ramazan üç mübarek ay, bunların çok önemi var. Bu üçayların içinde Ramazanın daha büyük önemi var. Çünkü Peygamber SAS Efendimiz: "Yâ Rabbi, bize Receb ayını mübarek eyle, Şa'ban ayını mübarek eyle, bereketli eyle ve bizi sağlıkla afiyetle, saadetle selâmetle Ramazan ayına ulaştır, eriştir!" diye dua ederdi. Demek ki Ramazan daha önemli, ulaşılması gereken ana hedef olmuş oluyor.

Ramazanın son on günü de, Ramazanın daha önemli kısmıdır. (El-aşrül-evâhir min şehri ramadàn) Ramazan ayından son on gün çok önemlidir. Şimdi o son on gününe, bu cumadan sonra giriyoruz. Daha doğrusu, bu cuma gününün ikindisi ile orta on gün bitiyor, akşam ezanıyla beraber son on gün başlıyor.

Bu son on gün fevkalâde önemlidir. Peygamber SAS Efendimiz, kendisi Allah'ın en sevgili kulu, en büyük iltifatlara, mükâfâtlara, makamlara nâil olmuş kulu olduğu halde, üçaylar gelince halini değiştirir ibadetlerini arttırırdı. Ama Ramazanın son on günü gelince, daha da gayrete gelirdi; hattâ yatağına girmezdi mübarek Peygamber SAS Efendimiz. Onunla ilgili bir-iki hadis-i şerifi önce okumak istiyorum.

Ahmed ibn-i Hanbel'in, İmam Müslim'in, İmam Tirmizî'nin, İmam İbn-i Mâce'nin, Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz'in mübarek kızı, Peygamber Efendimiz'in mübarek genç zevcesi Aişe-yi Sıddîka vâlidemizden rivayet ettiklerine göre, Peygamber Efendimiz Ramazanın son on gününde ibadete düşkünlüğünü arttırırdı:

RE. 551/13 (Kâne yectehidü fî aşril-evâhiri mâ lâ yectehidü fî gayrihâ.) "Ramazanın son on günü girdiği zaman, başka zamanlarda yapmadığı miktar ve ölçüde, ibadet ve tâatini daha da arttırırdı."

Mübarek zâten Allah'ın en sevgili kulu, Makàm-ı Mahmud'un sahibi, seyyidil-evvelhine vel-âhirîn, insanların, kâinatın serveri, peygamberlerin önderi... Ona rağmen aşk ile, şevk ile, muhabbetullah ile, şevkullah ile böyle Ramazanın son on gününde çalışırdı.

b. Peygamberimiz'in Ailesini Uyarması

Yine Buhàrî'nin, Müslim'in, Ebû Dâvud ve Neseî'nin --ki bunlar Sıhah-ı Sittenin sahiblerinden dört tanesi-- Aişe-i Sıddîka validemizden rivayet ettiği bir başka sahih hadis-i şerifi okuyalım:

RE. 533/2 (Kâne izâ dehalel-aşru şedde mîzerahû, ve ahyâ leylehû, ve eykaza ehlehû.) Sadaka rasûlüllàh.

Hazret-i Aişe validemiz buyurmuş ki: "Ramazanın son günü geldiği zaman, (şedde mîzerahû) artık Peygamber Efendimiz gayretini çok daha da fazla arttırırdı." Sanki böyle çok mühim iş yapacak, çok çalışacak insanın eteklerini toplayıp, paçalarını sıvadığı gibi, kollarını sıvadığı gibi bir ifade bu şedde mîzerahû demek. Büyük bir gayrete gelirdi. Zâten her günü, gecesi ibadetle geçtiği halde, artık müstesnâ bir şekilde i'tikâfa yönelirdi.

(Ve ahyâ leylehû) "Gecesini ihyâ ederdi. Yâni geceleyin uyku uyumaz; namaz kılarak, ibadet ve niyazda bulunarak zamanını geçirirdi." İki...

Üçüncü cümlesi: (Ve eykaza ehlehû.) "Ailesi efradını da uykudan uyandırırdı. 'Hadi bakalım siz de bu sevaplardan istifad edin, siz de kaçırmayın bu güzel imkânları; siz de çalışın çabalayın!' diyerek ailesi efradını da kaldırırdı."

Tabii, burda bizim için ibretler olduğundan dolayı söylüyorum. Bizim de hanımımızı, çoluk çocuğumuzu böylece kaldırmamız gerektiği, onun sünnet olduğu anlaşılıyor. Hattâ biliyorsunuz, gece ibadetine kalkmakta insan uykusu olduğu için kendisi zorlanabilir; yardım ederlerse müteşekkir olur tabii yardım eden kimseye...

Kalkamazsa eşi, efendisi yüzüne şaka olarak, "Haydi uyan bakalım!" diye su serpiverecek. Hanım kalktı da, sahur yemeklerini yaptı vs. Erkek çok yorgun, kalkamıyor. Erkeği kaldırmak için de hanım yüzüne su serpiverecek, bir latîfe olsun ve uyansın diye... Bu gece ibadetine kalkma konusunda hadis-i şerifler var.

Gece ibadeti zaten güzel! Senenin hangi zamanında olursa olsun, geceleyin ibadete kalkmak güzel bir şey...

(Rek'atâni minel-leyl) "Geceleyin iki rekât namaz, (hayrun mined-dünyâ vemâ fîhâ) dünyadan da, dünyanın içindeki her türlü maddî zenginlikten de, imkândan da daha iyidir, daha hayırlıdır." diye Peygamber Efendimiz zâten söylüyor.

Gece çok güzel! Hele gecenin sonu, seher vakti denilen imsaktan önceki zamanı çok daha önemli ve kıymetli... Zâten o zamanlar Peygamber Efendimiz teheccüd namazına kalkardı, ashàb-ı kirâm kalkardı. Evliyâullah kalkmışlardır, hep bu vazifeleri yapa gelmişlerdir.

Hele Ramazanın son on günü gelince Peygamber Efendimiz yatağına girmezdi. Bir...

--İbadet kişisel bir şey de, kimseye karışmamak lâzım, sessiz sedasız ibadet etmek lâzım! Zâten geceleyin de herkes uykuda oluyor, kimse görmeden yapılıyor bu ibadet...

Öyle ama Peygamber Efendimiz ailesini de kaldırırdı. Ailesi efradına da acıdığı için, onları da sevdiği için, onlar da mahrum kalmasın diye onları da kaldırırdı. Bu da önemli, buna da dikkat etmenizi istiyorum. Demek ki çoluk çocuğunuzu alıştıracaksınız ibadete... Hele gece ibadetine...

Hocamızın kızkardeşleri, rahmetli halalarımız anlatmışlardı. Ben de size birkaç sefer nakletmiştim, hatırlarsınız. Medine-i Münevvere'de iken, geceleyin teheccüd ezanı okunuyormuş; evin genç gelini beşikte olan çocuğu gitmiş, kaldırmış. Hala da demiş ki:

"--Niye uyandırıyorsun küçük çocuğu?.."

"--E ezan okunuyor!"

"--Olsun, küçük çocuk, daha bebek, uyuyor mışıl mışıl... O kaldırılır mı?.."

"--Ben onu kaldırmazsam, efendim kızar." demiş.

Neden kızıyor efendisi?.. Çocuk o vakitte uyumamaya alışacak, bedeni de alışacak. Yâni o saatte uyanacak.

İnsanoğlu her şeye alışır. Bakın, kutuplarda da yaşıyor, Ekvator'da da yaşıyor. En soğuk yerlerde de yaşıyor, en sıcak yerlerde de yaşıyor. Her şeye alışır insanoğlu...

Geceleyin kalkmağa alışırsa, gecenin o vakti çok kıymetlidir, kalkar ve sevabı kazanır. Kalkmazsa, feyizler, bereketler, sevaplar geceleyin dağıtıldığı için, pazar kalkar, ortada çör çöp kalır. Alan alır, kazanan kazanır. O da kalkar ama, iş işten geçmiş olur. İş işten geçtikten sonra kalkmanın ne kıymeti var?..

Sabah namazından önce teheccüde kalkardı Sahabe-i kirâm. İşte Peygamber Efendimiz de bu son on günde, böyle eşini, ailesini, çoluk çocuğunu da kaldırırdı. Bunu öğrenmiş olduk. Biz de inşaallah çoluk çocuğumuzla, aşk ile şevk ile, aile boyu tatlı ibadetler ederiz.

c. Peygamberimiz'in İ'tikâfa Girmesi

Sonra bir adet-i seniyyesi daha vardı Peygamber SAS Efendimiz'in... Enes RA'den Hanbelî mezhebinin imamı ve aynı zamanda büyük alim olan Ahmed ibn-i Hanbel rivayet etmiş:

RE. 539/9 (Kâne izâ kâne mukîmen) "Peygamber Efendimiz seferde olmadığı zaman, Medine-i Münevvere'de bulunduğu zaman, mukîm halinde, ikàmet halinde bulunduğu zaman; (i'tekefel-aşrel-evâhira min ramadàn) Ramazanın son on gününde i'tikâfa girerdi.

Biliyorsunuz, Medine-i Münevvere'ye gitmiş olanlar çok iyi hatırlayacaklar, Peygamber Efendimiz'in odaları, hücre-i saadeti mescide bitişikti. Türbesi zâten vefat ettiği odasıdır. O kadar yakın olduğu halde eve gitmezdi, evi bırakırdı camiye giderdi. Camide yatar kalkardı, camide i'tikâf ederdi. Yâni ailesinden de ayrılmış oluyor. Artık tamâmen kendisini Cenâb-ı Rabbül-İzzet'in ibadet ve taatine tahsis etmiş oluyor o zamanını... Mukim olduğu zaman böyle yapardı.

(Ve izâ sâfera) Ama bir yolculuk, bir savaş, bir cihad, bir iş dolayısıyla müsaferet halindeyse, sefer halindeyse, o Ramazanın son on gününde yapamamışsa i'tikâfı; (i'tekefe minel-àmil-mukbili ışrîn) öndeki senede, gelen senede Ramazan geldiği zaman, bu sefer on gün değil yirmi gün i'tikâf yapardı."

Tabii yirmi gün yapması, demek ki ötekisini kendisine bir vazife biliyor. O zaman sefer dolayısıyla yapamadığından, şimdi onu telâfi etmek için yirmi gün yapıyor demek. Burdan da anlıyoruz ki, i'tikâf icab ederse daha fazla olabilir.

Biliyorsunuz i'tikâf on günlük büyük bir ibadettir. Ama ondan büyük bir ibadet daha var, o da halvet... Halvet de kırk gündür. Erbaîn deniliyor kırk gün olduğundan dolayı... Kur'an-ı Kerim'de de işaretleri var. Mûsâ AS Tur Dağı'na çıkmış, otuz gün kalmış. On gün daha eklemiş, kırk gün olmuş.

Halvet, insanın eğitimi için, mânevî terbiyesi, gelişmesi, makàmâta ermesi, nefsini ıslah etmesi için en uzun boylu ibadet odur. Kırk gün halvet... E onu yapamayan, hiç olmazsa Ramazanın son on günününde bu i'tikâfları yapmalı... Belki bu on günler, on günler birikince kırk da eder, daha fazla da edebilir.

Peygamber SAS Efendimiz, her yıl bu i'tikâfı yapmış. Bir keresinde mescide gelmiş bakmış ki, mescidin içinde özel bölmeler yapılmış, çadırcıklar kurulmuş.

"--Bunlar ne?" demiş.

Hanımların da i'tikâfa girdiğini öğrenmiş. O zaman, kadın erkek aynı mescidde karma bir şekilde yapmak istemediği için i'tikâfı; zâten bu i'tikâf ibadeti kadının erkekten, erkeğin kadından gece de ayrı olarak ibadet etmesi için olduğundan o zaman yapmamış ve Şevval ayında telâfi etmiş. Yâni Ramazan bayramından sonra o i'tikâfını yapmış. Hanımlar o sene mescidin içinde i'tikâf etmişler.

Hanımların i'tikâf yeri nedir?.. Evlerinin bir odasıdır. Evin sakin bir odasını kendilerine mescid edinirler, orada ibadet ve taat ederler.

Ankara'da çok sevdiğimiz bir tanıdığımız vardı. Zengin, imkânları da var... Tabii herkesin imkânı olmayabiliyor. Güzel bir odasını kendisine mescid yapmış. Seccadesi, kıblesi, Kur'an-ı Kerimleri, dînî kitapları... İnsan içeriye girdiği zaman, rahat ve huzur içinde mânevî bir aleme dalıp gidiyor.

Hanımlar evlerinde i'tikâf eder. Erkekler cuma namazı kılınıan bir mescidde i'tikâf ederlerse, cuma günü çıkmak zorunda kalmazlar. Ama mahalle mescidinde, imam olan, müezzin olan her mescidde i'tikâf yapılabilir, caizdir.

İ'tikâfın en güzeli Mekke-i Mükerreme'de Mescid-i Haram'da, Medine-i Münevvere'de Peygamber SAS Efendimiz'in Mescid-i Saadet'inde olanıdır. Mescid-i Saadet'te bir namaz, başka yerin bin namazına bedel... Mescid-i Haram'da, Kâbe'nin olduğu yerde kılınan bir namaz, başka yerdekinden yüzbin misli...

Hocamız da ömrünün ahirinde Mekke-i Mükerreme'de Mescid-i Haram'da kırk gün halvet yapmıştı. Bu ne demektir?.. Yüzbin halvet yapmış gibi, Allah büyük mükâfâtlar ihsan etmiştir diye insan imreniyor.

Allah hepimize güzel ibadetler yapmayı nasîb eylesin...

d. Kadir Gecesi

Demek ki sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! İnsanın Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne aşkını, şevkini, kulluğunu, duygularını, niyazlarını sunmak için, onunla başbaşa kalmanın gittikçe yoğunlaştığı mevsim üçaylar, üçayların sonu Ramazan, Ramazanın sonu son on gün...

Tabii bu son on günde bir başka incelik, özellik daha var. Her zaman i'tikâf yapılabilir, senenin her zamanında, Receb'de, Şa'banda da yapılabilir ama, Ramazanın son gününde i'tikâf yapmanın ayrı bir önemi var. Selman RA anlatıyor. Ramazan yaklaştığı zaman Peygamber Efendimiz çıktı minbere, hutbe irad etti:

TT. 2/430 (Yâ eyyühen-nâs! Kad ezalleküm şehrun azîmün mübârakün) "Büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmek üzere; Ramazan ayı geliyor, mübarek ay geliyor. Bu muazzam bir aydır. (Şehrun fîhi leyletün hayrun min elfi şehr) İçinde bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır." Yâni bin ay seksenüç sene ediyor. Bir ömre bedel, bir ömre değer bir gece, yâni Kadir Gecesi...

Kur'an-ı Kerim'de de Kadir Sûresi'nde işaret edilmiş, aynen öyledir: (Leyletül-kadri hayrun min elfi şehrin) [Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.] diye, ayetle kesin olarak sabit.

Bazıları derler ki: "Böyle ibadetlere fazla sevapları söyleyen hadisler, biraz şevk ve ibadet aşkı artsın diye ortaya atılmış olabilir." Öyle değil! Bak, sahih olarak Kur'an'da da var, hadis-i şerifte de var.

Şimdi bu içinde Kadir Gecesi olduğundan; Peygamber SAS de, Kadir Gecesinin Ramazanın son on gününde, özellikle 21, 23, 25, 27 gibi tek günlerde aranmasını tavsiye buyurduğundan, bu son on günde i'tikâfa giren, kadir Gecesini de i'tikâfta yakalamış oluyor. O da çok güzel tabii...

Fakat biliyorsunuz, duyuyorsunuz, beldelerden beldelere ihtilaf oluyor, bir gün önce, bir gün sonra Ramazan olabiliyor. Hangi gün 27'siyde, hangi gün 26'sıydı, o bile bazan yanlış bir hesapla, veyahut o beldenin kararına göre öteki beldeden farklı oluyor. Birisinin isabetli, birisinin isabetsiz olma durumu var. Onun için işin en iyisi işi sağlama bağlamak, son on gününde ibadet etmek.

Şimdi aziz ve sevgili kardeşlerim, bazı insanlar bilemezler. Cenâb-ı Mevlâ ile kulluğunu nasıl yapacak; niyazını, münâcaatını, yakarışını, yalvarmasını, kulluğunu nasıl yapacak, birçokları bunu bilmez. İslâm bunu öğretiyor. Yâni aşık-ı sàdıkları yetiştiren bir din İslâm... Yunus Emre'den, Mevlânâ'dan, Eşrefoğlu Rûmî'den, ilâhîlerinden bildiğimiz o aşk, o muhabbetullah; işte İslâm onu kazandırıyor.

O güzel aşk u şevk, Allah'la bir olmak, tenhalarda Cenâb-ı Mevlâ'yı, Vâcibül-Vücud Hazretleri'ni, her yerde hàzır ve nâzır olan Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin varlığını hissedip, ona yakından ibadet ederek, gözyaşları dökerek güzel kulluk etmek; işte bu i'tikâf onun bir vesilesidir.

Onun için i'tikâfı size hatırlatacak bir konuşma yapmak istedim. Bir de i'tikâfın sevabıyla ilgili iki hadis-i şerif daha okuyarak, hadis-i şeriflerimi beşe tamamlamak istiyorum.

e. İ'tikâfın Sevabı

Taberânî'nin Ali ibn-i Hüseyin'in babasından, yâni Hazret-i Hüseyin'den rivayet ettiğine göre, Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

RE. 74/1 (İ'tikâfi aşrin fî ramedàn) "Ramazanın son on gününde i'tikâf etmek, (kehacceteyni ve umrateyn) iki hac ve iki umre yapmak kadar sevaplıdır.

Eh hacca gidemeyenler, parası olmayanlar, izin alamayanlar, işi müsait olmayanlar, bakın işte çeşitli imkânlar var! Cenâb-ı Hak garibanları, fukarayı da nasıl sevaplara eriştirecek yolları nasîb etmiş. Allah-u teàlha Hazretleri onlardan faydalanmayı bilip, faydalanmayı nasîb eylesin...

Nihayet sonuncu bir hadis-i şerifi, İbn-i Abbas RA rivayet etmiş Peygamber Efendimiz'den. Bu hadis-i şerifin mübarek metni şöyle:

RE. 236/10 (Elmu'tekifü ya'küfüz-zünûbe ve yücrâ lehû minel-ecri keecri àmilil-hasenâti küllihâ.)

Biliyorsunuz, mu'tekif, i'tikâf yapan kimse demek. Akif de denilir. Hani Mehmed Akif Ersoy var ya, İstiklâl Marşımızın ibarelerini yazan millî şairimiz, Allah rahmet eylesin Mehmed Akif... Akif ne demek, i'tikâf eden, yâni çok ibadet eden, kendisini belirli zamanlarda mescide tahsis edip, vaktini zamanını ibadete tahsis edip, mescidde kalıp, yatıp kalkıp Cenâb-ı Hakka ibadet eyleyen kimse demek... Akif de aynı mânâya, mu'tekif de aynı mânâya.

(Elmu'tekifü) "İ'tikâf yapan kimse, (ya'küfüz-zünûb) günahlarını durdurur." Yâni günahları afv ü mağfiret olur, günahların işi biter mânâsına.

Bir de insan i'tikâf ettiği zaman günahlardan uzak kalmış oluyor. Mescid Allah'ın kalesi, mânevî bir kale; orada şeytanın çeşitli aldatmaları ihtimali az oluyor gibi ama, o düz bir mânâ olur. Zâten günah işleyen, kendisini tutmasını bilmezse, mescidde de gıybet eder, dedi-kodu eder, başka şeyler yapar, başkasını ayıplar, yine günaha girebilir. Günah her yerde tehlike olarak mevcut...

Günahlarını affettirir, günahlarını durdurmuş olur, sildirmiş olur, men etmiş olur; günahlar artık hesaba girmez. Yâni günahlarından temizleniyor mu'tekif. Bir...

(Ve yücrâ lehû minel-ecr) "Onun sevabı nasıl verilir? Ecirden ona ne gibi sevaplar kaydolunur, yazılır, akıtılır?.. (Keecri àmilil-hasenâti küllihâ.) Bütün iyi amelleri, hasenâtın hepsini icrâ eden, ifâ eden kimse ne sevaplar alıyorsa, o sevapları alır."

Tabii, şöyle hasenâtın çeşitlerini düşünelim: Hasenât nedir?.. Namazdır. Namaz var i'tikâfta... Oruçtur. Oruç var i'tikâfta... Zikirdir. Zikir var i'tikâfta... Cihaddır. Nefisle cihad orucun içinde mevcut... Dua, tazarru ibadetin özü; tefekkür ibadetin özü; sükût ibadetin kaynağı sebebi, kendisi de ibadet... Hakîkaten her şey var. Allah da hepsinin mükâfatını kat kat fazla veriyor.

Biliyorsunuz Ramazan'da mükâfat kat kat fazla veriliyor. Hattâ bir insan tahakkuk etmiş zekâtını Ramazanda da verebilir, Şevvalde de verebilir, Recebde, Şa'banda da verebilir ama; Ramazanda verdiği zaman, en aşağı yetmiş kat daha fazla sevap oluyor. Onun için zekâtları da vermiyi bu arada hatırlatmış oluverelim.

Demek ki i'tikâf eden kimsenin günahları silinir. Bir de ecri bütün iyilikleri yapmış insanın ecri gibi olur. Öyle ecirler, sevaplar ona akıtılır, sevap hazinesi zenginleşir. Defterine bu güzel sevaplar yazılır demek oluyor.

f. Dinimizin Kıymetini Bilelim!

Allah-u Teàlâ Hazretleri dinimizin kıymetini, önemini, ne kadar güzel bir din olduğunu bilmeyi nasîb etsin... Mücevherin kıymetini kuyumcu bilir. Çocuk, eline elmas versen atar, kıymetini bilmez. Belki bir tatlı şekere, yalamalı şekere tercih eder. "Şunu ver bana, ben de sana şeker vereyim!" dese, en kıymetli mücevheratı verir. Çünkü kıymetini bilmez.

Önce güzel şeyin kıymetini bilmek lâzım! İslâm en güzel din... En güzel ibadetler var, en mantıklı ibadetler var... Alem onun için müslüman oluyor, İslâm'ı bunun için öğüyor, medhediyor. İslâm'ın kıymetini bilelim! Kur'an-ı Kerim'in önemini, kıymetini bilelim!

Hayatın kıymetini bilelim! Çünkü hayat bir fırsattır. Allah'ın rızasını kazanmak için çalışacak insan... Bu fırsatlar değerlendirilmez kaçarsa, bir daha ele geçmez. Ahirette cezayı çekecek insanlar, "Keşke dünyaya tekrar döndürülsek, o zaman iyi kul olacağız!" diyecekler ama, geri dönmek yok... Geri dönüşü olmayan bir yol bu yol...

O bakımdan aziz ve sevgili kardeşlerim, hayatın da kıymetini bilmek lâzım, İslâm'ın da kıymetini bilmek lâzım! Hayatın değerlenmesi, hayatı İslâmca, müslümanca yaşadığı zaman oluyor. Onun için güzelce, müslümanca yaşamaya gayret edelim!

Kur'an-ı Kerim'i okuyalım! Mânasını okuyalım, okutalım! Çoluk çocuğumuzu hafız yetiştirelim! Onların da başına, kendimizin de başına taç giydirmiş oluruz, nurdan taçlarla taçlanmış oluruz.

Kur'an-ı Kerim'in ahkâmını öğrenince, ahkâmını da uygulayalım! Çünkü Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin kullarına emirleri, yasakları, dünyanın ve ahiretin saadetinin anahtarı, hepsi onun içinde... Şeriatın ahkâmı da onda, her şey Kur'an-ı Kerim'de... Kur'an'ı öğrenelim, ilmihali öğrenelim!..

Şimdi bazı kardeşlerim soruyorlar:

"--İ'tikâfta ne yapalım?.."

İ'tikâftaki insanların durumuna göre söylemek lâzım söylenecek tavsiyeleri ama, durumuna bakıyorum, diyorum ki:

"--Mecmaül-Âdâb'ı okuyacaksın! On güne böleceksin, her gün bir bölümünü okuyarak hızlı hızlı bir kere Mecmaül-Âdâb'ı tamamlayacaksın!" diyorum.

Neden?.. Mecmaül-Âdâb'da, hadis ve sünnet-i seniyyeye göre bir şeyi nasıl yapmanın gerektiğine dair çok güzel bilgiler var; öğrensinler. Onları öğrenmeden yalan yanlış işler yapıyor insanlar; sevap yapacağız derken, günaha giriyorlar.

O bakımdan her şeyin başı ilim... İlim öğrenirse, ilmine göre de amel ederse, çok mükâfât kazanır. İlim öğrenmezse kaş yapayım derken göz çıkarıp, işleri berbad edebilir. kendisi de sevap almaz. Hattâ oruç tutar; akşama kadar eç kalmaktan başka eline bir şey geçmez. Gece ibadete kalkar, uykusuz kalmaktan başka eline bir şey geçmez. Onun için her şeyin usûlünü, ilmini güzelce öğrenmek ve çoluk çocuğumuza öğretmek lâzım!

Çoluk çocuğumuzu da namaza, niyaza ibadete kaldırmak, iştirak ettirmek, alıştırmak lâzım! Eğitim olmazsa, alıştırma olmazsa kötü şeylere alışıyor. Sonra bu alışılan kötü şeyler de ikinci bir tabiat haline geliyor, huy haline geliyor insanda... Eskiden öyle değildi, öyle alışınca, o da bir ikinci tabiat oluyor. Ondan artık vaz geçmiyor.

Tabii, kötü huylara alışmışsa, Allah da onun cezası olarak kalbini mühürlüyor, kulağını mühürlüyor; gerçekleri duymaz oluyor, idrak etmez oluyor, anlamaz oluyor. Anlayışsız, idraksiz bir kimse oluyor. Dünyası ahireti de mahvoluyor.

Aynı şekilde iyi işlere alıştığı zaman da, mütmainne oluyor, artık istikrarlı bir müslüman oluyor. Hiç iyilikten dönmeyen, her yerde, her zaman iyilik yapan bir insan durumuna geliyor.

O bakımdan kendimizi mütmainne, istikrarlı insan durumuna getirmeye çalışalım! Allah-u Teàlâ Hazretleri yardımcımız olsun... Tevfikını refîk etsin, lütfeylesin... Hakkı hak olarak görüp ona uymayı, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan sakınıp korunmayı nasîb eylesin...

Hülâsası işin: Bu fânî dünya hayatı, imtihan alemi sona erdiği zaman; ecel gelip, vâde yetip insan ahirete göçtüğü zaman, Rabbimiz cümlemizi iman ile ahirete göçenlerden eylesin... Rızasına erenlerden eylesin... Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin...

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri ve Ak-Televizyon izleyicileri, esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

08. 01. 1999 - AVUSTRALYA

(08. 01. 1999 AKRA CUMA SOHBETİ)

Çilehàne - Anasayfa