ÜÇ KURTARICI ve ÜÇ TEHLİKE

İnsanları kurtaran ve insanları tehlikeye ve helake düşüren üç şey vardır.

l. Kurtarıcı Üç Şey

a. Her yerde gizli ve aşikar dâima Allah Teàlâ’dan korku üzerine olmak.

Bunu bizlere Kur’an-ı Azimüşşân hemen her sûresinde ve hemen her sahifesinde (İttekullah) diye seslenmektedir. Zaten bu Hak korkusu yerleşmeyen gönüller haraptırlar. Saadet ve selâmet de bu Allah korkusuna bağlıdır. Yani âhiret mesuliyeti. Zira, bu âhiret mesuliyetini taşımayan ve Allah korkusu içlerinde olmayan kimseler her akıllarına geleni yapmaktan çekinmezler.

Şu yedi kişi ise Allah’ın lutfuna mazhar olacak bahtiyar kimselerdir:

Birincisi, imâm-ı âdildir. Yani adaletle hükmeden imamlardır ki, bunlara zamanına göre bazen halife bazen şah, bazen padişah, bazen kral, bazen reis-i cumhur denir.

İkincisi, gençlikte ibâdete devam eden bahtiyar.

Üçüncüsü, kalbi mescidlere bağlı yani hemen vakitleri, ezanları gözler.

Dördüncüsü ve beşincisi Allah için sevişen iki kişidir ki, bu sevgi üzerine toplanır ve yine bu sevgi ile dağılır ve ayrılırlar.

Altıncısı da bir erkektir ki, kendisini mevki ve güzellik sahibi bir kadın davet eder de ben Allah’dan korkarım diye o günahdan kaçan kimsedir.

Yedincisi de Allah Teàlâ’yı tenhâlarda zikreder ve gözlerinden yaşlar akar.

İşte bu yedi kişinin hâli her bakımdan hepimize örnek olmağa layıktır. Allah Teàlâ’nın sonsuz nimetlerine karşı kusurlarım düşünerek ağlayanları cehennem ateşi yakmayacaktır. ve cehennem ateşini ancak göz yaşlan söndürebilir demişlerdir. Ashâb-ı Kiram hazerâtmın ve Rasûlüllah Efendimizin ağlamaları hepimize bir ders ve örnekdir. Zevk u sefaya dalan gafiller elbette ağlamak istemezler. ve dâima gülmekten hoşlanırlar ki, bu da onların gafletlerine alamettir.

Nimet-i ilâhi ziyâde oldukça şükrünün de çok olması lâzım geleceğinden bu şükürleri yapamadığımız gibi günahlardan da kendimizi kurtarabildiğimiz olmadığı cihetle ne kadar ağlasak yine azdır.

Allah korkusu her şeyin başıdır. Hikmetin de başı yine Allah korkusudur, yani Allah korkusu olmayan kimsede ne hikmet ve ne de sair fâideli Hak rızasına muvafık ameller olabilir. O güzel Cennet, Allah’tan korkanlara vaadolunmuştur. Bu Allah korkusu ki, her işin başıdır. Bu temin olunmadıkça insanlarda insanlığı aramak beyhude ve boşuna bir yorgunluktur. Çünkü Allah korkusu olmayınca insanoğlu her fırsattan istifâde ile her türlü fenalıkları yapabilecek bir tıynettedir. Bu korkunun başı hâlis sağlam bir imandır. Bu inançtır ki, kişiye inandığı Allah Teàlâ’nın her şeyi görür, bilir, işitir, her şeyden haberdar, hatta gönüllerden geçirdiği hayır ve şer her şeye vakıf olduğunu bildirir. Kudret-i kâmilesi vardır. Her istediğini istediği gibi yapar. İlminden hariç bir şey yoktur. Âhirette amellerimizi tartacak terazisi vardır. Mükâfat evi olan sekiz dereceli Cenneti olduğu gibi, cezaevi olan yedi dereceli bir de cehennemi vardır. Allah korkusu ile günahların hepsinden, ufağından büyüğünden tamamı ile kaçılır ve o günah şeylerin hiçbirisi işlenmez ve derhal tevbeden hâli kalınmaz. Allah Teàlâ’nın bütün emirlerini tutar. Namazlarını oruçlarını, zekâtlarını, haclarını yerli yerine getirmeye çalışırlar. Kimseyi incitmezler. Herkesin hak ve hukukuna son derece hürmet ve riayetkardırlar. Bununla beraber Allah’ı en iyi düşünen ancak âlimlerdir, ilim akıl üzerine galiptir. ve ilim bir makamdır ki, onu da Allah Teàlâ Hazretleri kullan içinden Allah’dan korkanların ancak âlimler olduğunu beyanla, ilimde Allah korkusunu bir makam olarak göstermiştir.

Haşyet, havf makamlarından bir makamdır ve takvanın hakiki ismidir. Takva ise bütün, ibâdetleri cem eder. Hakk’ın emirlerini tutar ve yasak günah olan şeylerin hepsini terkeder. ve bu suretle hem hidâyet-i ilâhiyyeye hem de rahmet-i ilâhiyyeye nail olur. Çünkü Kur’an-ı Kerim müttakîlere hidâyettir. ve Cennet de müttakîlere vadolunmuştur. Allah Teàlâ bizlere ve bizden evvel geçen ehl-i kitaba Allah’dan korku üzere olmayı tavsiye buyurmuştur. Allah Teàlâ-nın indinde en kerim olan kimse, sizin Allah’dan en çok korkanınızdır buyrulmuştur. Bu ehl-i takva olan kişiler ise yann kıyamet gününde Cennet-i Âlâya hesapsız olarak gireceklerdir.

Binâenaleyh Allah korkusu herkes için elde edilmeye lâyık olan bir makamdır. Allah Teàlâ’nın kulundan nzâsı kulunun Allah’dan korkusuna bağlıdır. Kul Allah Teàlâ’dan ne kadar ve ne nis-bette korkuyorsa Allah da kulundan o kadar razıdır.

İlim yüksek bir makam ise de korku ile meşruttur. Allah korkusu olmayan ilim faideli bir ilim olmaktan uzaktır. Çünkü SAS Hazretleri faidesiz ilimden Allah Teàlâ’ya sığınmıştır. İlim, nübüvvet, peygamberlik makamındandır. ve ehl-i ilim meziyette peygamberlerle birliktedir. Onun için ulemâ enbiyânın vârisleridir, denmiştir. Çünkü ulemanın peygamberlerle ve sıddîklerle beraber olacağını âyet-i kerime beyan etmektedir. Binâenaleyh, en büyük şeref ulemâ-i kiramın makamıdır. Havf, hakikaten imânın ismidir. ve takva her nehy olunan şeylerden içtinabın ve her hayırlı işlerin de anahtarıdır. ve insandaki şehvetin zararını ancak Allah korkusu giderir.

Ebû Muhammed Sehil Rahmetullâhi aleyh der ki: imanın kemâli ilim; ilmin kemali ise Allah korkusudur. Allah korkusu olmayan ilim ise faideli bir ilim olmaktan uzaktır; ilim imanın kesb-i kuvvet etmesine sebeptir. Allah korkusu da maârifet-i ilâhiyyenin kesbine sebeptir. Binâenaleyh muhâbbet-i ilâhiyyenin kesbi, Allah korkusunun kalpte yerleşmesinden sonra hasıl olur. Muhâbbet-i ilâhiyye ise, en yüksek bir makamdır. Fakat Allah korkusu kalplerde yerleşmeden Muhâbbet-i ilâhiyyeden bahsetmek, dem vurmak büyük bir hatâdır.

Bak ne kadar güzel bir ders: Allah Teàlâ’dan ayrı kalmak korkusu ateşten, cehennem azabından korkmaktan çok büyüktür. Firkat, ayrı kalmak ibadetsiz, Kur’ansız, zikirsiz kalıp Allah’ı unutanların azap ve acısı cehennem azabından yüz binlerce daha fazladır. Çünkü cehennem’deki azabı, firkat acısı yanında denize düşen bir katreye benzetmişler. Lâkin biz bu acıyı duymuyoruz dersek cevaben diyorlar ki, kolu veya bacağı kesilmesi lazım gelen bir ameliyatlıya vurulan morfinle o hastanın kolu veya bacağı kesilir veya midesi alınır fakat hasta hiçbir şey duymaz, işte biz de tıpkı o morfin yemiş hasta gibi ne azaptan ne de ayrılıktan haberimiz bile olmadan bir gün bu fâni dünyaya gözlerimizi yumup âhiret âlemini müşâhede edince aklımız başımıza gelir. Amma iş işten geçmiş olur.

Onun için ey aziz ve muhterem kardeş, sen ölümünü her gün güzelce düşün. Bak şu güzel hilkatini sana veren, akü, ilim ile seni tezyin edip en üstün bir mahluk olarak yaratan Allah Teàlâ’nın verdiği sayısız nimetlere bak da Ona isyandan kork ve kaç. Diğer taraftan da emirlerine itaat eyle ki, korkun artsın ve bu suretle de Hakk’a muhabbetin hasıl olsun. Onun için nefsini daima hesaba çek ve Hakkı daima gözle. Böyle yapmazsan çok tehlikelere düşersin.

Bir vaiz cemaatin kulağına nasihatler girmiyor diye şikâyette bulunmuş ona şöyle cevap vermişler: Sen Kur’an da görmüyor musun, Allah Teàlâ ne diyor: Nasihati ancak Allah’dan korkanlar alır. Şakîler de hem nasihat dinlemezler hem de uzak kalırlar.

Bir de verâ vardır ki, o da korkudan bir haldir, korkusundan bütün azalarını şüphelerden uzak eder. ve hatta helâlin fazlasına da iltifat etmez. Hazret-i Ali Efendimiz buyurmuşlar ki, Cenneti isteyen, âşıklar şehevâttan uzak kalırlar. cehennem’den korkanlar da harama sokulmazlar. Allah’tan korkan kimse için en mühim şey dilini tutup sükûta devam etmesidir. İllâ zaruret miktarını konuşması lâzımdır. Hıyanetlik edenlere lanet olunmuştur. Bunlar kimlerdir deyince, bid’at sahipleridir diye cevap verilmiş.

Allah korkusunun meyveleri mahsûlleri, Allah Azze ve Celle’yi iyi bilmek ve Allah’tan tam manasıyla haya etmektir. Başını, başındaki gözünü, kulağını, lisanını, mideni, kalbini iffetini elhasıl, el ve ayağım Hak Sübhânehû ve Teàlâ’nın rızası haricindeki bütün günah ve yaramaz hal ve hareketlerinden muhafaza etmektir. Bu bahis çok uzun bir bahistir. Belki yüzlerce sahife olacaktır. Yalnız Tergîb ve Terhîb’in haşyetullâh bahsinde zikrolunan gölgelerin olmadığı kıyamet gününde Hakk’ın hususi gölgeliklerinde bulunacak olan yedi kimseyi herkesin bilmesi için yazmayı lüzumlu gördüm. Cenâb-ı Hak da bizleri onlardan eylesin... Âmin!

Büyükler dâima tefekkürü ve ağlamayı kendilerine şiar edinmiş olduklarından hep ağlar ve hem de kimsenin görmediği yerlerde, gecelerde ağlarlar. Cenâb-ı Hak bizlere uyanıklık nasib etsin de hareketlerimizden utanarak ağlayan kullarından eylesin... Âmin!

Bu dünyada ömürlerini Allah korkusu içerisinde geçirenler ise âhirette en rahat bir hayata nail olurlar, insanların son devirlerinin nasıl olacağı herkesçe meçhuldür. Bunun için bütün veliler bile bu korkudan hâli olamazlar.

Buharı ve Müslim’in şu naklettikleri hadis-i şerif ne kadar şâyân-ı ibrettir:

Enes RA diyor ki: Rasûlüllah SAS bir hutbe okumuşlardı ki o hutbenin bir mislini bir daha katiyyen işitmedik, “Eğer siz benim bildiklerimi bilmiş olsanız az güler ve çok da ağlardınız” demesi üzerine ashab-ı kiram yüzlerini döğerek burunlarından nefes alarak hıçkıra hıçkıra ağladılar.

Zaten her zaman ağlarlar idi. Bu korku şüphesiz ki, Allah Teàlâ’yı iyi bilmekten ileri gelmektedir. Mümin bilir ki, Allah Teàlâ Hazretleri her hâlimize vâkıftır, îyi ve kötü hallerimiz Hak Teàlâ’nın malûmudur. ve aynı zamanda her türlü hâlimizi gece ve gündüz görmektedir. Hem bilir hem de çok iyi görür, işte bu bilgi ne kadar kesb-i kuvvet ederse insanın Allah’dan korkusu da o nisbette olur. Hem bilip hem de günahları işliyorsa buna da tam manâsıyla câhil demekten başka bir söz bulamayız.

Bilgisiyle amel etmeyen kim olursa olsun, şeytanın maskarasıdır. Bu hususta Tasavvufî Ahlâk kitabında oldukça malûmat verilmiştir. Mütâlâası tavsiye olunur.

 b. İktisada riâyet etmek

 Zengin fakir herkes iktisâda riâyet, etmek mecburiyetindedir. Param bol diye har vurup harman savurmak müslümanlığa yakışmadığı gibi, insanlığa da muhaliftir.

Fertlerin selâmeti, kurtuluşu iktisâda bağlıdır, iktisada riâyet etmeyen fertler ve cemiyetler de çok geçmeden geçip giderler. Târih gözler önündedir.

c. Adalete riâyet etmek:

Her halde adalete riâyet etmektir. Fertlerin de cemiyetlerin de yaşaması, payidar olması adalete bağlıdır. Adaletsiz ne fertlerin ne milletlerin ve ne de cemiyetlerin yaşadığı görülmüştür. Bu nasihatler hep büyüklerimizden miras olarak intikal etmektedir. Ezberlenmeğe ve levhalar yazıp evlerimize asılmağa değer bir hakikattir.

2. Üç Tehlike

a. Cimrilik

Cimrilik, denilen sıkılıktır. Malûmdur ki, devletlerin yaşaması, bütçesi, idaresi, askerî teşkilatı ve sâir iş-

ler hep paralarla olur. Para sahipleri paralarına kıyamaz ve veremezse, o zaman bu teşkilatlar da tabiatıyla yaşayamaz. ve düşman ellerinde esir kalınır. Fertlere gelince, onlar da çok çeşitli; fakir, gözsüz, kulaksız, hasta, sakat, akılsız ve deliler gibi ki, bunlara bakmak da yine bizim borcumuzdur, işte sıkılık, cimrilik, alâkasızlık hem kendilerinin hem de cemiyetlerin yıkılmasına başlıca sebep olduklarından tehlikenin başına cimriliği koymuşlar.

b. Nefis ve hevâya uymak

İnsanın kendi nefis ve nevasına uymasıdır. Halbuki yukarıda yazıldığı gibi insanın en büyük ezeli düşmanı nefsidir. Şimdi bu, nefse uymaktan daha büyük tehlike olamaz. Bugün insanlar da umumiyetle bu tehlikenin içine düşmüş; hep nefsinin arzularına uymaktadırlar. Giyinme, yeme, içme, ev saltanatları, yaşama arzulan; hep bu nefsin arzularına göre yapılmaktadır. Kanâate riâyet eden acaba kaç müslüman bulabiliriz. Efendimiz SAS’in hayâtına ve ashâbının gidişatına bir göz atsak; bu da bize kâfi!

c. Ucub

Ucub dedikleri kendini beğenme; her yaptığım tam isabetli, doğru, iyi, daima kendi reyini, işini, hünerlerini beğenir. Başkalarına hemen hemen hiç kıymet vermez. Yaptıkları şeyler doğru dahi olsa herkes beğenip takdir etse, yine bir bahane bulup kendini haklı çıkarmağa çalışır. Onun için büyüklerimiz demişler ki (el-ucbû hıcâbü’t-tevfîk). Yani, insanın kendini beğenmesi her ne bakımdan olursa olsun, tevfikât-ı ilâhiyyenin gelmesine mânidir.

Tevfîkât-ı ilâhiyye olmayınca, yani Hak Sübhânehû ve Teàlâ’nın yardım ve nüsreti olmadıkça hayırlı neticeler elde etmek mümkün değildir. Meselâ evinize gelen elektrik bir arızaya uğrar veya şirket cereyanı keserse; tabiatıyla, ne lambalar yanar, ne yemek pişer ne de buzdolabı işler. İşte tevfîkat-ı ilâhiyye de böyledir. O kesilirse, hiçbir şey olmaz. Bütün emekler boşuna gider. Buna iyi kulak vermeni rica ederim. Bunu da yazmakta fayda vardır. Allah Teàlâ bizi yaratmış ve bize bir de irâde-i cüziyye vermiştir. Eve kadar gelen elektriği kullanmak sizin elinizde. İsterseniz bu kuvveti hayırlara harcar; sevaplar kazanırsınız. ve yine isterseniz, şerlere kullanır; günahlara girersiniz.

Hiç olacak bir şey mi? Allah seni niçin yaratmış, senin için bir de güzel Cennet yaratmış. Sen bunları, bırakıp da, cehennem yolunu tutarsan sana yazık değil mi?

Binâenaleyh, ana ve babana son derece hürmet ve saygı ile birlikte ikram u ihsanını bırakma. Lâkin seni ve kâinatı yaratan Allah Teàlâ’ya olan ibâdet ve irfan borcunu da sakın unutup kâfirlerden, dinsizlerden, münafıklardan, zâlimlerden, gaddarlardan, hırsızlardan, katillerden, eşkıyâlardan, can yakanlardan olma. ve hiç bir kimseyi de hor görme. ve yine hiçbir kimsenin aleyhinde de konuşma, kusur görme. Herkesin kendi kusuru kendine hem yeter, hem de artar. İnsanın en büyük düşmanı nefsi olduğunu niçin unutuyorsun da başkalarının günah, kusur ve kabahatleriyle meşgul oluyorsun? Sen muhakkak her gün dinî, ahlâkî, tasavvûfi kitapları okumağa çalış. Bu sana da bana da ekmek ve yemekten daha mühimdir.

İçindekiler