EBEVEYNE İHSAN HUSUSUNDA BİRKAÇ ÖRNEK

1. Bâyezîd-i Bistâmî’den bir örnek:

Bâyezîd-i Bistâmî’den şöyle bir hikâye nakledilmektedir:

Bir kış günü annesi oğlundan su istemiş. O da suyu getirinceye kadar uyumuş. Bâzeyîd, annesi uyanıncaya kadar başında beklemiş. Bu arada soğuktan bardak eline yapışmış. Annesi uyandığı vakit bardağı alınca parmağının derisi kopup kan akmağa başlamış. Annesi ne oldu, diye sormuş. O da hâdiseyi söylemiş. O zaman, “Allah’ım, ben bu oğlumdan razıyım, sen de ondan razı ol” demiş. Lâkin, bu anne Bâyezid’e hâmile olduğu müddetçe, ağzına şüpheli bir şey almamış. ve tabiidir ki, başka zamanlar da şüpheli bir şey yememişlerdir. Allah’tan korkanların halleri, şanları evladları böyle olur.

Yine günlerden bir gün, annesi, her halde babaları yokmuş ki, oğlu ile beraber yatmak istemiş. Bâyezid diyor ki, ben gece namazlarına çok haris idim. Fakat validemin hatırını kıramadım ve onunla yattım. Kolum validemin altında kalmıştı. Onu uyandırmamak için kolumu çekmedim. ve o gece on bin defa ihlâs sûresini okudum. ve dedim ki, kol benimdir; fakat, valide hakkı Allah içindir. Sabah olunca anam uyandı. Ben de kolumu çektim. Ama bir daha bu kolumdan bana faide olmadı. Bak neticeye. Mübarek vefat ettikten sonra, ashabından yani müridlerinden bazıları rüyalarında görmüşler ki, Bâyezid-i Bistamî Hazretleri Hakk Sübhânehûyü teşbih ederek cennetlerde uçmakta idi. Ona sordular ki, sen bu makama ne sebeple eriştin. Cevaben, vâlideynime ihsan ve ikramla birlikte çok şiddetli hâdiselere sabır ile, demişler. Meselâ, açlık, susuzluk, giyim ve geçim gibi hallerde dâima sabır ile mukavemet ederlerdi. Cenâb-ı Peygamber de “Vâlideyne muti olan Rabbü’l-Âlemin’e de mutî olur ve yeri de A’lây-ı ılliyyîn olur.” buyurmuşlardır.

 2. Babaya hizmete bir örnek:

 Harûn-ı Reşîd bir adamı oğlu ile birlikte hapsetti. Babası ihtiyar olduğundan abdest alırken mutlaka sıcak su isterdi. Hapishanedeki gardiyan dediğimiz bekçi, buraya ateş sokmak yasaktır, diye içeriye ateş ocaklarını sokmadı. Fakat oğlu hemen su ibriğini alıp içeride yanan kandilde suyu mümkün mertebe ısıtmış idi. Lâkin bunu duyan bekçi kandili de ortadan kaldırdı. Zavallı oğlu bu defa babasının abdest suyunu göğsüne dayadı ve tâ sabaha kadar o su çocuğun hararetiyle bir miktar ısınmış idi. Babası sordu: “Bunu nerede ısıttın?” Oğlu da vak’ayı anlattı. O zaman baba ellerini kaldırıp: “Ya Rabbi, sen benim oğluma cehennem ateşini tattırma” diye dua etti. Elbette, babasına böyle hizmet eden çocuklar hem cehennem azabını görmezler, hem de Hakk’ın sevgili kullan arasına girerler vesselam...

3. Hızır Aleyhisselâm:

Havas denilen evliyâullahdan bir zât bir gün Hızır Aleyhisselâm’ı yanında görmüş ve ona “Ne sebeple ben seni gördüm” demiş. O da cevaben: “Annene olan ihsan u ikramın sayesinde” demiştir. .(Nüzhetü’l-mecâlis cild l, s. 161).

Aynı sayfada şöyle bir vak’a daha zikredilmektedir:

Salih bir baba oğluna bir inek yavrusunu hediye etmek üzere Cenâb-ı Hakk’a emânet etmiş. Çocuk büyümüş ve kendisini ibâdete vermiş. Gecenin bir kısmını ibadet, bir kısmını uyku ve bir kısmını tazarru ve niyaz ve dua ile geçirirmiş. Gündüzleri de çalışır, kazancının bir kısmını sadaka verir; bir kısmını kendine yemek için alıkor, bir kısmını da götürüp annesine verirmiş. Bir gün annesi oğluna demiş ki; oğlum, baban senin için falan yerde bir inek yavrusu bırakmıştı. Git onu al ve üç dinara sat velâkin bana sormadan verme, diye tenbih etmiş. Oğlu gidip ineği almış. Pazara götürmüş. Fakat insan kılığında bir melek, ben sana altı dinar vereyim ama, anana sorma, demişse de çocuk buna razı olmamış ve gidip annesine söylemiş. Anne zeki bir kadın olacak ki bunun bir melek olduğunu anlamış ve oğluna: Oğlum, git o kişiye “Ben bu ineği satayım mi, yoksa satmayayım mı?” diye sor. Çocuk meleğe sormuş o da: “Satma, bunu Hazret-i Musa’nın kavmi senden derisi dolu altına satın alacaklardır, demiş.” Musa Aleyhisselâm’ın kavmi ise, öldükten sonra dirilmeye inanmazlarmış. O arada birisini öldürmüşler. Cenâb-ı Hak, bu ineğin, kesip, diliyle yahut arka derisiyle bu ölen kimseye vurulmasını emretmiş ve Allah’ın izniyle, o katlolunan adam dirilmiş ve kendini katleden adamı haber vermiş ve bu deri Hazret-i Ömer’in devrinde Hazret-i Ömer’e de nasib olmuş. O da o deriyi kamçı olarak kullanmış.

 4. Cenâb-ı Hakk’dan Musa Aleyhisselâm’a bir vasiyyet:

Hazret-i Musa Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk’tan bir vasiyyet ve nasihat istemiş. Cenâb-ı Hak da, “Annene ikram ve ihsanda bulun” demiş ve bu rica üç defa tekrarlanmış; her defasında “Annene ikram ve ihsanda bulun” diye tavsiyede bulunmuş. Dördüncü defada ise “Babana ihsan eyle” denmiş ve devamla: “Yâ Musa, her kim ana ve babasına iyilik, ihsan ve ikramda bulunursa ben onun dünyâda dostu, kabirde ünsiyet edicisi, mahşerde de ona Rahim olurum. Sırat’ta ise, ona delil olurum. Cennette ise ben onunla o benimle karşılıklı ve vasıtasız olarak konuşur.” buyrulmuş. Artık, sen bu devlet ve nimetlere bilmem ne dersin. Ana ve babaya ihsan ve ikramın mükafatı böyle olunca Peygamberimize ve onun ashabına, geçmiş ve gelecek ulemâmıza ikram ve ihsanın hududunu bildirmek acaba mümkün mü?

5 . Annenin bir duası:

Tabakât-ı İbni’s-Sübkî’de Eyyûb’un oğlu Selîm’den rivayet edilir ki, İmam Vâfiî’nin esbabındandır. Selim diyor ki: “Ben on yaşıma girdim. Bir türlü Fatihayı Şerîfe’yi okumağa kadir olamıyordum. Bana bazı büyük kimseler dediler ki: ‘Sen annene söyle, senin okumaklığın ve ilim sahibi olman için dua etsin.’ Annem de bana böylece dua etti.” İbnü’s-Sübkî der ki, Selim öyle bir âlim oldu ki, elini tutacak, zamanında, kimse bulunmadı. Ona erişmek de mümkün değildi.

Bu vak’a ve hâdiseler bizim için ne kadar kıymetli, canlı hâdiselerdir, însan okur; bir şeyler de öğrenir. Ama bir de bakarsınız ki, okuduğundan ve öğrendiğinden ne kendisi ne de başkalarının faydalandığı yok. Bu pek büyük bir bahtsızlıktır ki, telâfisi de mümkün değildir. Bu sefer fayda yerine bir sürü zarar. Adam beğenmemek, idare beğenmemek, iş beğenmemek, artık ne istersen hepsi var. Günahlara dalmak neticesinde akıbet ne olur bilmem!

Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed’e selâmetler, kâmil, olgun iman ve İslâm nasîb etsin de, hem kendisine hayırlı bir kul hem de Hazret-i Muhammed SAS’e lâyık bir ümmet, ana ve babaya hayırlı evlâd, cemiyete de hayırlı bir kimse etsin de, bu Ümmet-i Muhammed de, bu dalâlet ve felâketlerden kurtulsun... Âmin!

6. Edeb numunesi:

Resûl-i Ekrem SAS Hazretleri’nin torunları, Hazret-i Fatıma Radiyallàhu Anha’nın oğlu Hazret-i Hasan RA annesiyle beraber sofraya oturup yemek yemesini istemez imiş. Annesi Fatıma Radiyallàhu Anha oğluna sormuş ki:

—Oğlum ne için benimle beraber oturup yemek yemiyorsun?

Oğlu da:

—Anneciğim olur ki, senin hoşuna giden bir lokmayı ben almış olurum da sonra sana karşı asî olmuş olurum, korkusuyla beraberce oturmayı hoş görmüyorum, deyince muhterem ve mübarek annesi:

—Oğlum bütün yediklerin benim tarafımdan sana helâl olsun! demiş.

Görüyor musun anne ile oğul arasındaki sıkı rabıta nelerden doğmaktadır. Bunlar hep Hakk’ın onlara in’âm ve ihsanıdır. Bize düşen de, bunlardan ders almaktır.

Bu Hazret-i Hasan bir köylüden gördüğü ikrama karşılık Medine-i Münevvere’ye gelince her halde bize de uğrayınız diye sıkı bir tenbih yapmış. Köylü kişi de bir zaman sonra Medine-i Münevvere’ye gelince Hazret-i Hasan’a uğramış. O da evvelce gördüğü ikrama mukabil köylüye bir sürü koyun hediye etmiştir. İşte Evlâd-ı Resul böyle olur.

Hazret-i Hasan bir gün fukaralar sofrasına davet edilmişti. Şöyle ki, yolda oturmuş, topladıklarını yemekle meşgul iken, Hazret-i Hasan da oradan geçiyordu. Onlara selâm vermişti. Onlar da bilmukabele sofralarına davet etmişlerdi. Muhterem âlicenâb Peygamberimiz’in torunu hiç de tereddüt etmeden hayvanından inip onların sofrasına oturup birkaç lokma aldıktan sonra onları devlethanesine davet etmişler. Bir zaman sonra onlar da Hazret-i Hasan’ın evine uğramışlar. Gayet mükemmel ve son derece güzel hazırlanan sofraya oturtmuş ve kendilerini son derece memnun ederek uğurlamıştır. Tevâzuyu görüyor musun?

Bugün bizim halimize acımaktan başka çaremiz yoktur. Fakat Cilve-i Rabbani, muhterem pederleri şehid olarak dünyadan intikal edince yerine halk Hazret-i Hasan’a biat etmişlerse de çıkan fitneler yüzünden —ki, onları yazmağa insanın eli bile varmıyor— en nihayet, 47 yaşında olduğu halde zehirlenerek mertebe-i şehadeti de tatmışlardır. Allah Teàlâ makamlarını âli eylesin. Hazret-i Muâviye’nin oğlu Yezid 100.000 dirhem vermiş ve sonra da seni alacağım diye kandırmış Hazret-i Hasan’ın karısını. Saçı uzun aklı kısa olan bu kadın bu acı cinayeti işlemiş ve bu kirli ad kıyamete kadar ciğerlerden çıkmaz Hazret-i Hasan her ne kadar şehadet mertebesine erişti ise de bu kadının hâli ne olacaktır ve bunu kandıranların hâli ise tarihte çok çirkin bir kara yazı olarak kalacaktır. Hicretin 50. senesinde “Baki” denilen mezarlıkta annesi Hazret-i Fatıma’nın yanına gömülmüştür. Hazret-i Hüseyin RA de Muharremin 10. gününde 61 hicri senesinde katledilmiş ve yaşlan da 56 idi ve o gün bilâ sebeb güneş de tutulmuştu.

 İçindekiler