KOMŞU HAKLARI

İslâmiyet’te her hak sahibinin hakkını verebilmek, devletlerin en büyüğü, şereflerinde en üstünüdür. Hak olarak ilk tanımamız gereken, Allah Celle ve Âlâ’nın hakkıdır. Çünkü bizi tam tekmil, mükemmel, noksansız yaratmaktır. Üstelik sayısız nimetleri ile birlikte bir de; akıl, zekâ, irâde, kudret, işitme, görme, koku alma, tat alma çeşitli his ve daha sayılmayacak kadar çok nimetlerle bizleri süslemiş en güzel bir mahluk ve halifesi olarak bu dünyaya yollamıştır. Bir müddet sonra asıl yerimiz olan cennet ve cemaline nail etmek için de ölümü halk etmiştir. Bu dünya güzel bir yerdir. Cennette ve Hakk’ın cemâline buradan geçilip gidilir.

Bu kadar nimetlerin şükrünü ifâ etmeye biz gibi aciz kulların gücü kuvveti elbette yetmez.. Yalnız bu nimetlerin Hak Sübhânehû ve Teàlâ’dan olduğunu bilirsek ne mutlu bizlere. Bununla beraber asıl şükür, Hak Celle ve Âlâ’nın emirlerini tutup yasaklarından kaçmakla mümkündür. Emrin başı beş vakit namaz sonra da 54 farzı ifa ile olur. Bunlar yapılmazsa Hak ile olan ilgimiz kesilmiş demektir. Sonra da suyu kesilen değirmen gibi basma kalıp bir vücut kalır ki, sen artık ne dersen de.

İkinci olarak, ana baba hakkı geliyor ki, bu da Cenâb-ı Hakk’a karşı olan borcumuza hemen denktir. Çünkü ana baba haklan ifa edilmeyince başka hayırlı ameller bile makbul olmuyor. Bu da aynen suyu kesilmis bir değirmen gibidir veya elektrik cereyanı kesilmiş bir lamba veya herhangi bir alet.

Üçüncü hak ise, ana ve babanın teferruatı olan akrabayı taallukat. Bu da tıpkı Allah hakkı, ana ve baba hakkı kadar mühimdir. Bir ağaç ancak dallarıyla, meyveleriyle, yapraklarıyla ağaçtır. Dalları olmayan meyvesi olmayan, yaprakları olmayan ağaç değildir. Belki kesilmeye mahkûm ve yanmağa lâyık bir kütük ve bir odundur. Bu da suyu kesilen değirmen gibidir dersek elbete hata etmiş olmayız zannediyorum. Zira faidesiz, cennet ve Cemâlullah’tan habersiz, duygusuz bir mahlûktur. Allah Teàlâ cümlemizi böyle olmaktan muhafaza buyursun... Âmin! 

Dördüncü hak ise komşu hakkıdır: Komşu hakkı da ana baba hısım akraba haklan kadar mühim bir haktır. Onun için bizim büyüklerimiz demişler ki: “Ev alma komşu al.” Komşu hakkı bazen akraba haklarından üstündür ve komşu komşuya akrabadan daha da yakındır. Çünkü akrabaların her birisi bir yerdedir. Fakat komşu yanı başındadır. Her zaman imdada, yardıma gelebilir. Onun için komşu hakkı, hakların pek mühimlerindendir. Bu hakları tanımayanların akıbetleri hüsrandır.

Müslümanda bir de manevî kardeşlik vardır ki, bu hak da ana ve baba hakkı, hısım ve akraba hakkı ve komşu haklarından da daha mühimdir. Çünkü bu hak bütün müslümanlarla müşterek bir haktır.

l. Komşu hakkının lüzumu hakkında

Şimdi sizlere biraz komşu haklarının lüzumu ve ehemmiyeti hakkında gücümüzün yettiği kadar, kitaplardan bildiklerimizi arz edeceğim. Bu hususta Terğib ve Terhib adlı kitap bizlere çok faideli olmaktadır. Zira her bahisteki âyet ve hadisleri toplamak herkese mümkün değildir. Allah razı olsun bu muhaddislerden ki, bunları toplamışlar, bölümlere ayırmışlar, nerelerden aldıklarını yazmışlar. Bizlere hazır birer eser bırakmışlar. Sizlere komşu hakkındaki Buharı ile Müslim’in zikrettikleri hadis-i şerifi mealen nakledeyim:

“Her kim Allah’a iman ediyor ve âhiret gününe inanıyorsa komşusuna ikram etsin ve yine her kim Allah’a iman ediyor ve âhirete inanıyorsa misafirine ikram etsin ve yine her kim Allah’a iman ediyor ve âhirete inanıyorsa hayır söylesin veya sükût etsin.”

Komşu hakkı, hakkında başka bir şey yazmağa lüzum yok. İmanı olana bu kâfidir. Bununla beraber komşu ile zina ve komşu malını çalmak, on kadınla zinadan ve on ev soymaktan daha beterdir. Buharî ile Müslim’in Ebû Hüreyre RA rivayetlerinde Sallallàhü Aleyhi ve Sellem Hazretleri üç kere: (Vallahi lâyü’minü, vallahi lâyü’minü, vallahi layü’mi-nü) “Allah’a yemin olsunki iman etmiş olmaz” demesi üzerine Sahabe-i kiram Hazretleri: “Kim o yâ Râsûlallah?” demişler. Buyurmuşlar ki: “Zulmünden şerrinden emin olunmayan komşu.”

Ebû Bekir, Ömer ve Osman (Radiyallàhü Anhüm)’ün mescit kapısına gidip yüksek sesle: “Ey cemaat agâh ve mutenebbih olunuz, uyanınız, kulak veriniz. Muhakkak kırk ev komşudur ve şerriyle komşusunu korkutan kimse cennete girmez.”

Hazret-i Enes RA den: Resulü Ekrem SAS buyurdular ki:

“Kişinin imanı doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz, ve cennete onun şerrinden emin olmadıkça da girmez.”

Yine Enes RA den rivayet edilmektedir:

Rasûlüllah SAS buyurdular ki: “Mümin, insanların her bakımdan kendisinden emin olduğu kimsedir. Müslüman da, müslümanların onun elinden ve dilinden salim olduğu kimsedir. Muhacir ise kötülüklerden günâhlardan hicret eden kimsedir” dedikten sonra: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah Teàlâ’ya kasem ederim ki, komşusu şerrinden emin olmayan hiçbir kul cennete girmez.”

Allah-u Celle ve Âlâ Hazretleri dünya nimetlerini, sevdiğine verir, Süleyman Aleyhisselâm’a verdiği gibi; sevmediklerine de verir Firavunlara verdiği gibi. Fakat dinini ancak sevdiklerine verir. Peygamberlere, ashab-ı kiram ve mümin kullarına verdiği gibi. Binâenaleyh, her kime din verilmiş ise yani dindar bir kimse ise muhakkak tebrike ve tebşire lâyıktır ki, Allah Teàlâ’nın onu sevdiğine başlıca alâmettir.

Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, kul kalp ve lisanı selâmette olmadıkça selâmette olmaz. Yani insanın müslüman olup da selâmette kalabilmesi ancak kalp ve lisanın selâmette kalabilmesiyle mümkün olur. Kur’an’ı Kerim’de de öyle değil mi? Kıyamet gününde insanın ne mal ve ne de evlâtları fâide verir. Ancak fâide veren şeyin kalb-i selim olduğu bildirilmektedir. Kalb-i selim, kalbin âfetlerinden, kibir, riya, hırs, şehvet, şöhret, gadab gibi günahlardan selâmette olması demektir ki. bunlara necaseti maneviye derler yani iç pisliklerdir. Dış pislikler sularla yıkanır temizlenir. Bu iç pislikleri ise ancak sağlam bir tevbe ile, bu kötü huylan bırakmakla mümkün olur ki, bu da çok zordur vesselam. Çok kere insanlar bu manevi pislikleri dünyada edinirler. Hele bir de imanı yoksa vay haline.

Kul mümin-i kâmil olamaz hatta onun komşusu o kulun zulmünden, cefasından, eziyetinden emin olmadıkça. Onlara nasihat etmemek de eziyetten sayılmıştır. Ne kadar güzel bir tabir insan herkese fâideli olan kişi demektir. Komşusuna fâideli olabilmek yalnız ona ikram ve ihsan değil aynı zamanda apaçık görülen hatalara karşı gizlice ve münasip şekilde tatlıca, güzel nasihat ve sohbetlerde bulunmak müminlerin üzerine borç olmaktadır.

Her kim haramdan bir şey kazanırsa ondan ne kadar infak edip tasadduk etse ve çeşitli hayırlara harcasa hiçbiri kabul olunmaz. Ve o servet ona mübarek de olmaz geriye bıraktığı servet de nihayet onu cehenneme sürükleyip götürür. Mâlumdur ki, pislik pisliği temizlemez. Meselâ çamaşırımızda bir pislik olsa, bunu pis bir su ile temizleyebilir misiniz? 

2. Komşu ile iyi geçinmek

Hazret-i Enes RA’ın şu rivayetine bakınız:

 Sallallàhu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: “Her kim komşusuna eza ederse bana eza etmiş gibidir. Bana eza eden ise Allah’a eza etmiş sayılır. Her kim komşusu ile dövüşürse, benimle dövüşmüş gibidir, her kim benimle dövüşürse Allah’la dövüşmüş gibidir.”

Bu hadis bizlere ders olarak yetmez mi dersiniz? Fakat bu insanoğlu daima kendini haklı gösterebilmek için çok laf eder. Kendisinin sabırsızlığını ve hazımsızlığını, fedakârsız-lığını ve menfaatperestliğini hep örtbas etmeye çalışır. Komşu hakkı filân hiç tanımaz. İster ki, her şey istediği gibi olsun.

Âmir RA’in oğlu Abdulah’dan rivayet edilmektedir:

Râsûl-ü Ekrem SAS bir gazaya çıkarlarken buyurdular ki: “Bugün bizimle beraber olmasın o kimse ki, komşusuna eza etmiştir.” Cemaatin içinde bir adam çıkıp dedi ki: “Ben komşumun duvarına işedim.” Buyurdular ki: “Sen bu gün bizimle gelme.”

Mâlumdur ki, harpler hemen öyle büyük kuvvetlerle ve malzemelerle elde edilemez. Allah Teàlâ’nın rahmeti, salih olmayan kavmin üzerine nazil olmaz. Onlara Allah’tan nusret ve yardım da gelmez, işte bizler senelerden beri düşmanlar ve kafirler üzerine nusret ve yardım isteriz, bunun için hemen her gün dua ederiz de, demek duamız hiç de kabul olmuyor. Düşmanlarımıza karşı daima boynu bükük ve daima onların yardımlarını istemekteyiz. Bu gün bile onlara yine milyarlarca borcumuz olduğunu da işitmekteyiz. Bu da bizim için yüz karası olarak yetmez mi dersiniz?

3. Kötü komşu

Peygamberimizin dualarından birisi de “Ya Rab, kötü komşudan sana sığınırım.” Bahusus daimi ikâmetgâhtakiler. Çadırlarda ve göçebe hali yaşayanlar bir müddet sonra yerlerini terk edip başka yerlere giderler. Onun için o çadırlarda yaşayanlar yazın bir yerde, kışın bir yerde gezerler de o kadar zararlı olamazlar. Fakat daimi oturduğu evden çıkıp gitmek kolay mı? Onun için oralardaki, kötü komşulardan Allah’a sığınmak gerektiğini bizlere bildirmiş oluyor.

Kıyamet gününde ilk muhakemelerden birisi de iki komşu arasında olacaktır ki, biri diğerinden davacı olacaktır. Bu mahkeme dünya mahkemelerine hiç de benzemez. Şahitler hep azalarımız olacak. Olanı biteni güzelce söyleyecekler. Söyleten Allah’tır. Ağızlar kapatılır. Eller söyler, ayaklar da şehadet eder. Hiç düşünme. Gözünün önündeki teyp, bak ne güzel söylüyor. Cenâb-ı Hak da yarın diğer azalarımızı böylece şehadet ettirecek vesselam.

Binaenaleyh komşusuna eza eden kimse her ne kadar sofu olursa olsun, cennete giremeyecektir. Ve komşusuna eza etmeyen veya ezalara karşılık yapmayıp sabırlı ve mütehammil kimseler her ne kadar fazla ve nafile ibadetleri yok ise dahi yine rahmet-i İlahiyye ile bu huylarından nâşî cennete gireceklerdir. Ve bunların içinde bir de komşularının hoşuna gidecek şeyleri yapıp da onlara ikram edenler yok mu ya, doğrusu çok bahtiyar kişilerdir ve cennete de layıktırlar vessselâm.

4 — Komşuya ikram da bulunmak 

Amr ibn-i Şuayb’ın rivayeti bize pek güzel bir ışık tutmaktadır. Komşusunun malı ve ehlinden korkarak kapısını kapayan kimsenin komşusu mümin değildir. Yine komşusu kendinden emin olmayan kimse mümin değildir. Komşu hakkını bilir misiniz nelerdir? Senden bir yardım istediği vakit ona yardım edersin, senden borç isterse verirsin, muhtaç olduğu vakit ona gidersin, yani elinden tutar ve yardımcı olursun, hastalığında ziyaretine gidersin ve elini eline kor ona şifâ istersin. Komşun bir hayra erişirse onu tebrik edersin. (Meselâ hacdan gelmek ev almak, çocuğu olmak gibi). Komşuna bir musibet gelirse onu teselli edersin. Ölünce cenazesine gidersin. Onun evinin üstüne yüksek binayı ancak ondan izin alarak yapabilirsin. Tencerendeki yemek kokularını ona kokutarak ona eza etmekten ancak pişirdiğin yemekten ona vermekle kurtulursun. Evine meyve aldığın vakit onlara da verirsin. Şayet veremezsen meyveyi evine gizlice getirmelisin. Meyveleri çocuğunun eline vererek sokağa çıkarma ki, komşu çocukları ona kızmasınlar Buna dair daha üç veya dört tane hadis-i şerif var. Vay bizim başımıza gelenler.

Bu komşu haklarım böylece acaba kim yapabilecek. Belki pek az muhterem kişiler yapabilirler ki, onlar da şüphesiz Hakk’ın rahmetine nail olmuş kimseler olacaktır. Cenâb-ı Hak bizleri de rahmetine nail olan ve komşularına faideli olabilen kullarından eylesin... Âmin!

Ve yine şu komşulardan da Allah Teàlâ’ya sığınmak gerektir ki, hayır görürse saklar, ve eğer bir şer görürse onu yayar; herkesin onu ayıplamasını ister. 

Hazret-i Enes RA’den rivayettir: “Komşusunun aç olarak yattığım bilirken karnını doyuran Allah’a iman etmiş sayılmaz.”

Hazret-i İbn-i Abbas RA dan rivayettir: “Mü’min değildir o kimse ki, komşusu aç olduğu halde karnım doyuran”. Diğer bir rivayette de, “Mümin değildir o kimse ki tok olarak yatar halbuki komşusu aç olarak yanı üzere yatmıştır.”

Ebû Hüreyre’nin rivayeti pek mühimdir: Resulü Ekrem SAS Hazretleri buyurdular ki:

—Kim benim söyleyeceğim kelimeleri alır ve onunla amel eder veya amel edecek birisine onları öğretir?

Ebû Hüreyre dedi ki:

—Ben alırım yâ Rasûlallah!

O zaman Rasûlüllah SAS Hazretleri benim elimden tuttu da beş şeyi saydı ve dedi ki:

—Allah’dan kork, haram olan şeyleri işlemekten kork. (Zira bir zerre haramı terk, yer gök ehlinin sevabından hayırlıdır buyrulmuştur. Bunları izaha hacet yoktur zannederim). O zaman nâsın en âbidi olursun. Allah’ın taksimine razı ol ki, nâsın en zengini olasın. Komşuna ihsanda bulun ki, mümin olasın. Nefsin için sevdiğin şeyleri insanlar için de sev ki, müslüman olasın. Çok gülme. Muhakkak çok gülmek kalbi öldürür.

Bu hadis-i Tirmizî Hazretleri ve başkaları hasen olarak Ebû Hüreyre’den nakletmişlerdir. Bazıları hadiste zaaf vardır demişseler de, hadis-i zaifler diğer hadislerle kesb-i kuvvet edip zayıflıktan çıkar ve kuvvetlenir olduğu cümlece mâlumdur.

Kardeşlerin ve komşuların en hayırlısı kardeşine ve komşusuna hayırlı olanıdır.

5. Komşu hakkının ehemmiyeti

Buhârî ile Müslim, Ebû Dâvud, Beyhâki, İbn Hibban sahihinde Hazreti Ebû Hüreyre’den nakletmiştir.

Sallallàhü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: “Cebrail Aleyhisselâm, komşu hakkında bana o kadar vasiyet ettiler ki, ben zannettim ki, komşular sanki varis olacaklar”.

Bu hususta ulemâyı kiramın izahına göre ne Peygamber Aleyhisselâm zamanında ne de daha sonraları böyle bir şey olmamıştır. Yalnız yine ulemâyı zevi’l-ihtirâmın tesirlerine göre miras iki kısımdır: Maddi ve manevi. Maddi kısım olmadığından manevi kısım murad olunmuştur. Şöyle ki, komşusuna muhtaç olduğu dini mâlumatı ve bilmediklerini öğretmekle mükelleftir.

Komşu müslim, kâfir, âbid, fâsık, sıddîk, düşman, yerli, köylü olabilir. Fakat hepsi komşudur. Faideli, zararlı yakın ve uzağı vardır. Buradaki haklar üçe bölünmüştür. Eğer komşu akrabadan ve müslim olursa onun üç hakkı vardır. Birisi akrabalık, biri müslümanlık birisi de komşuluk hakkıdır. Komşu, akraba olmazsa onun da iki hakkı vardır. Birisi müslüman olduğu için. birisi de komşuluk hakkıdır. Eğer komşu müslüman olmazsa onun da bir hakkı vardır. O da komşuluk hakkıdır. Binâenaleyh komşuluk hakkını muhafaza cümlemize borçtur. En güzeli herkesi ve bahusus komşuları tatlı dil ve güler yüzle karşılamak, hatırını hoş etmek için onun hatırını sormak, “Nasılsınız komşucuğum, Allah ömürler versin” gibi.

Medine-i Münevvere ahâlisinden bir zât bir gün hanımını da alarak Sallallàhü Aleyhi ve Sellem’i murad ederek gelmişler. Bakmışlar ki, Sallallàhü Aleyhi ve Sellem namazda. Bir zât daha orada Rasûlüllah’ı gözlemekte. “Ben zannettim ki, bununda bir haceti var, onun için bekliyor. Fakat Sallallàhü Aleyhi ve Sellem namazda o kadar uzun duruyordu ki, doğrusu ben acıyordum. Namazı bitirdi, ben de ona karşı kalktım ve dedim ki:

—Ya Rasûlallah, deminden beri bu zât sizi beklemektedir. Ben de sizin namazdaki uzun duruşunuzdan sizlere acıyordum.

Buyurdular ki:

—Sen biliyor musun bu kimdir?

Ben de:

—Hayır bilmiyorum,deyince Sallallàhü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki,

—Bu Cibril’dir (Yani Cebrail) bana komşu hakkında vasiyete devam etmektedir. Ben de sanki komşu mirasçı olacak zannettim. Eğer sen ona selâm vermiş olsaydın o da sana (ve aleykümü’s-selâm) derdi.”

Peygamber SAS Efendimiz komşu hakkında son haclarında kulağı kesik bir deve üzerinde buyurdular ki: “Komşunuz hakkında size vasiyet ederim.” Bunu o kadar çok söylediler ki, ben komşu mirasçı olacak zannettim.

Ömer RA’ın oğlu Abdullah RA’ın ev halkı için bir koyun kesildi. Eve gelince dedi ki, Yahudi komşumun payını hediyesini verdiniz mi? Ben Rasûlüllah’tan işittim ki: “Cibril bana komşu hakkı hususunda o kadar vasiyete devam ettiler ki, ben muhakkak komşu mirasçı olacak zannettim.”

İnsanın sâlih bir komşusu olması kişinin saadetindendir. Ve bir de iyi bir bineği olması ve bir de geniş bir evi olması. (Diğer hadiste bir de salih bir hanımının bulunması ilâve edilmiştir.)

“Salih bir müslüman kişi komşularından yüz haneye gelecek belâları def eder” buyurulmuştur. Onun için ev alma komşu al. Böyle sâlih bir komşuya komşu olmak, doğrusu pek büyük bir devlettir. Herkesin de böyle olmasını gönül her zaman istemektedir. Komşunun kötüsünden de Allah’a sığınmak gerektir ki, iyilik görünce onu saklar. Eğer bir fenalık görecek olsa onu da yayar.

Dünya komşusundan kaçıp kurtulmak mümkündür. Fakat mezarda ki komşusu kötü olanın vay haline! Allah Teàlâ muinimiz olsun... Âmin!

İçindekiler