İÇKİ HAKKINDA

(Terğib ve Terhib’in 3. cildinin 248. sayfasından itibaren 27 hadis-i şeriften seçmelerdir.)

Bazen şarihlerin sözleri ve bazen kendi ilavelerimiz katılmıştır. Bu husustaki kusurlarımızı af ile müsamahanızı da rica ederim. Hemen Cenâb-ı Hakk’ın bütün haramlardan korkup kaçan ve emirlerine itaat edip rıza-i ilâhiyi kazanmağa çalışan bahtiyar kullarının arasına biz günahkârları da kabul buyurmasını rica ve ümit ederiz...

Cenâb-ı Peygamber bu ana ve baba bahsinin hemen hemen hepsinde şirkten ve içkiden bahsetmektedir, içki aleyhinde birçok eserler olduğu gibi bir de Yeşilay cemiyetimiz vardır ki, bu da içki ve sigara aleyhinde bir çok neşriyat yapmaktadır. Fakat ne yazık ki, bu eserler ve neşriyatlar kimsenin kulağına girmemektedir. Zira hemen herkes şehvetin, şeytanın ve nefsin elinde oyuncak gibidirler. Kendini kurtarana ne mutlu!

Bize doktorlarımız diyorlar ki, içki vücudu harap eden bir zehirdir. Bununla beraber cemiyetleri de harap eder. Çünkü kendilerinde İslâmî bir ahlâk ve bir meziyet görmek çok zordur. Umumiyetle birbirlerinin aleyhinde, menfaatlerinin esiridirler. Bugün azıcık içip zevklenen insan bir müddet sonra buna alışır daha fazla içmeye mecbur olur ve en nihayet ayyaş denilen delinin bir nev’i olur. Ondan sonra da ölümle iş biter. Amma İslâm dîninin hükümlerine göre nihayet cehennemi de boylar. Ve kıyamet gününde herkes cennete giderken maalesef müşriklerle beraber bu ayyaşlar da cehennem çukurunda yerlerini alırlar.

Müşrikler ise Allah’ı tanırlar, Peygamber’i de tanırlar, kitapları da vardır. Kabahatleri “Allah birdir” diyemezler. Çok çeşitli ve bir sürü hataları olduğu gibi putlardan da vazgeçemezler. Bilakis müslüman olanlara da şöyle tecavüzde bulunur ve onları eski Hıristiyanlık dinine çevirmeye çalışırlar. “Sizin babanız cahil mi idi onlar bu putlara taparken şimdi size ne oldu da babalarınızın, ecdadlarmızın yolunu bırakıp başka bir dîne giriyorsunuz?!” diye onları eski, babalarının dinlerine çevirmeye çalışırlarken, bugün bizim dinsizlere ne demek lâzım bilmem.

İlk müslümanlardan Mus’ab, babasının bütün servetini terk edip Medine-i Münevvere’ye gelmişti. Orada İslâmı telkin ederken o günün müşrikleri de ona karşı “Fitneci, bizim aramızı bozuyor, yeni bir din getiriyor diye!” ayağa kalkıyor ve müslümanları korkutmak için her çareye başvuruyorlardı. Harpler de hep o yüzden patlak veriyordu. Lâkin Allah Teàlâ’nın hikmeti, hak her yerde galip olmuş bâtıl da mahvolup gitmiştir.

Buharı ile Müslim’in, Ebû Dâvud ve Tirmizi’nin de müttefikan naklettikleri Ebû Hüreyre RA’in  hadisi:

Rasûlüllah SAS buyurdular ki: “Zâni zina ettiği zaman bu zinayı mü’min olduğu zaman yapmaz. Hırsız da hırsızlığı mü’min olduğu zaman yapmaz. İçki içenin hali de böyledir.”

Zina, hırsızlık ve şarap içen kimse mü’min olduğu halde bu işlerin hiçbirisini yapamaz. Zira iman bu gibi günahların hiç birisini işlemeye meydan vermez. Çünkü iman sahibi Allah Teàlâ’nın kendisini her yerde ve daima görmekte ve yaptıklarını bilmekte olduğunu iyi bilir de bu kötü işleri işlerken hem korkar hem de utanır. Çünkü hayatını ve hayatının icabı olan sayısız nimetleri veren Allah Teàlâ’nın bu lütuflarına karşı saygısızlık gösterip en büyük nimet olan aklım gidermesi ve adeta delilere benzer bir hale düşmesi ve herkese gülünç bir hal alması ve hatta sarhoşluğun kavga ve ölümlere müncer olduğu görülegelen şeylerdir.

Bu iş içenle kalsa ne âlâ. Bakınız bir rivayette: “İçkiyi içene, verene, ticaret için satın alana, içkiyi satana, içki için üzümü sıkana, ve sıkılan içkiyi saklayana, içkiyi içenlere götürenlere, ve o içki kabım götüren hamala, kaldırıveren yardımcıya ve parasını yiyene Allah Teàlâ lanet etsin” veya “lanet eder” buyrulmuş.

Dikkat buyrulursa bu ders insanoğluna kâfidir. Bir şeyin aslı haram olursa onun parası da haramdır. Onun için gerek içkinin ve gerekse ölü hayvanın ve gerekse hınzırın eti de haramdır. Parası da haramdır. Sonra şarabı içkiyi her ne kadar içmese de yalnız satsa bu da hınzırı kesip parçalayan kasap gibidir. Yani içki satmaya helâl demek hınzırın etini yemek, helâldir demektir. Çünkü ikisi de aynı haramdır.

1. Belaya müstehak on beş fena huy 

15 huy her kimde bulunursa onların başlarına belanın gelmesi helâl olur:

1. Ganimetleri zorla almak.

2. Emanetleri ganimet deyip çalmak.

3. Zekâtı alacaklısına borçlu imiş gibi vermek.

4. Erkeğin karısına itaat etmesi.

5. Validesine âsî olmak.

6. Dostuna iyilik etmemek.

7. Babaya cefa etmek.

8. Camilerde sesleri yükseltmek.

9. Kavmin rezillerinin reis olması.

10. Şerrinden nâşi kişiye ikram olunması.

11. İçki içilmesi.

12. İpekli elbiseler giyilmesi.

13. Çalgılar çalınması.

14. Bu ümmetin sonunda gelenlerinin evvelkilere lanet etmesi.

15. O zaman kırmızı ve şiddetli rüzgarı gözleyiniz veya yerin alt üst olmasını, zelzeleleri veya sûretlerin tebdil ve tağyir olunmasını gözleyin.

Beyan buyrulan bu nasihatler ümmeti Muhammed’in bunlardan ders ve ibret alıp yapmamaları ve Allah Teàlâ ve Rasûlüne itaat etmesi ve emanetleri muhafaza etmesi, zekâtı vaktinde “Allah’ımın emridir” deyip vermesi, erkeğin dâima gerek karısına ve gerekse sâir hallerde, cesur azimkâr ve sözü geçer bir kimse olması, ana ve babasına hürmetkâr ve ihsan sahibi olması, kezâlik dostlarına hürmetkâr olması, daima istikamette olması, camilere karşı hürmetkar olup gerek camilerde ve gerek ezân-ı Muhammedî esnasında konuşmamalı ve iş başına geçenleri seçerken çok dikkatli olup, fazilet sahibi, doğru, müstakim, dindar ve namuslu kimseleri seçmeli. Müslümanlar arasında gayet sıkı ve sağlam bir ahenk olup katiyen birbirleri aleyhinde konuşmamalı hatta düşmanları bile olsa insan ve bâhusus mümin ve müslim olan kimse dâima ihtiyatlı davranmalı. Gönül kırmaktan hatır yıkmaktan son derece sakınmalı, içki içmekten her nevi haramdan, kumar oynamaktan, çalgı ve envamdan hatta televizyon ve teyplerden ve bunların çalındığı yerlerden bile çok uzak olmalı.

Bir de geçmişlere ta’n etmek lanet etmek onlarda kusurlar bulup teşhir etmek insana da müslümana da hiç yakışmaz, insanın kendi kusurlarını görüp onları düzeltmeğe çalışması en makul bir harekettir. Halbuki huyların değiştirilmesi kadar zor şey çok nadir bulunur. Hayvanlar ıslah edilebiliyor da insanın ıslâhı çok çok zor. Onun için dedelerimiz demiş ki: “Yedisinde ne ise yetmişinde de odur” Yani huy hep o huydur. Nerede o riyazetleri yapacak babayiğitler?! Kırk günlük halvetler ancak bir dershanedir. Riyazetin ancak yolunu öğrenebilir. Riyazetler ise bundan sonra devam eder. Öyle bir iki riyazetle iş bitse ne âlâ...

2. Günahlar imanın nurunu söndürür

“Her kim zina eder veya şarap içerse Allah Teàlâ ondan imanı çıkarır; elbise başından çıkarıldığı gibi.” (Hakim’in Ebû Hüreyre’den rivayetidir.)

Burada imanın çıkarılmasına birkaç mânâ vermişler. Bazıları derler ki: “İmanın nuru gider.” Mâlum ya nur diye ışığa, aydınlığa güneşe, aya, elektriğe denilmektedir. Elektrik lambalarında elektrik kesilince nasıl kapkaranlık oluyorsa imanın da nuru gidince tıpkı böyle olur da artık hak ile bâtılı ayırmak mümkün olmaz. Nasıl ki, karanlıkta kara ile beyazı fark etmek mümkün olmazsa artık iman da bu hâle gelir. Basma kalıp bir iman kalır ki, ne tarafa çeksen o tarafa gider. Diğer bir mânâya göre de iman ondan çıkarılır ve başı üstünde bir gölge gibi durur. Bu haller geçtikten sonra iade olur diğer rivayette tevbe ederse tevbesi kabul olur.

Taberanî’nin rivayetinde ise: “Allah’a ve yevm-i âhirete iman eden kimse şarap içmesin ve yine Allah’a ve âhirete iman edip inanan kimse şarap içilen bir sofraya oturmasın.” Bütün içkilere şarap denilir. Binâenaleyh, her hangi içki olursa olsun onların içildiği yerlerde oturmakla, hem aynı günaha uğrar hem de hiç caiz değildir. Bazı yanlış tabirler vardır: “Sarhoşun mezesinden yemek sevaptır” gibi. Bu çok hatalı bir sözdür, sakınmak gerektir.

3. Bütün günahlar içkiden çıkar

“Şarap içmekten sakınınız zira bütün günahlar ondan çıkar.” Meselâ namazı kılamaz. Oruç tutamaz. Her türlü fısk u fücuru işler. Nasıl ki, üzüm kütüklerinin dalları çoğaldığı gibi. “Her sekr veren şey şaraptan maduddur ve her müskir haramdır. Her kim dünyada şarap içer ve ona devam ederek ölürse, âhiret şaraplarından içmeyecektir.” Hattâ bir rivayette de “Cennete girse bile” denilmektedir. Zira âhiret şarapları sarhoş etmez ve sekir de vermez. Ve bu tabir onun cennete girmeyeceğine işarettir denilmiştir,

“Üç kimsenin cennete giremeyeceği bildirilmiştir ki, onlardan birisi şarap içmeye devam eden, sihre inanan, sıla-i rahim yapmayan kât-ı rahim denilen kimselerdir.”

“Şu üç kişi de cennete giremeyeceklerdir. Birisi deyyus, birisi de kadınlardan kendilerini erkeklere benzetenler, üçüncüsü şarap içmeye devam edenler.”

Bundan dolayı buyrulmuştur ki: “Şarap içmekten sakınınız çünkü o bütün şerlerin anahtarıdır.

Şöyle bir hikâye naklederler: Ne kadar günah, fena ve çirkin şeyler varsa hepsini toplayıp bir odaya sokmuşlar ve kapısını da kilitleyip anahtarı almışlar işte bu anahtar sarhoşluktur. Onu içince kapı açılır her türlü fenalıklar artık kolayca işlenir, onun için bundan son derece sakınınız. 

4. Sarhoş olarak ölen sarhoş olarak haşrolur

Şarap (içki) içen bir kimsenin kırk gece, kırk gün namazı kabul olunmadığı gibi şayet tevbe ederse tevbesi kabul olunur. Eğer dört kere içerse Allah Teàlâ ona cehennem halkının irinlerini içirir Eğer bu kırk gün içinde ölürse İslâm’ın gayri olarak ölür ve dünyadan sarhoş olarak ayrılır. Kabirde de sarhoş olarak kalır ve kıyamet gününde sarhoş olarak ba’s olunur ve sarhoş olarak cehenneme götürülmesi emrolunur.

Her kim sarhoşluğundan nâşi bir namazı bir kere terk ederse, dünyâ ve dünyânın içindekiler onunmuş da elinden alınan adam gibi olur.

Binâenaleyh su beş şeyi işleyen Ümmet-i Muhammed’e helak vardır:

1. Birbirlerine lanet etmesi.

2. İçki içmesi

3. ipekli giymesi.

4. Kötü kadın saklaması.

5. Erkek ve kadınların birbirleriyle iktifa etmesi. 

İçkinin fenalığı hakkında yazılan kim bilir ne kadar eser ve ne kadar kıymetli sözler vardır Bunlar ya okunmuyor veya okunsa da nefse köle olduğumuzdan kulağımıza girmiyor. Bugün memleketimiz ve bütün memleketler ne kadar çok çeşit meşrubat ile doludur. Hem ucuzdur hem de vücuda faideleri vardır ve hem de aklı gidermez ve belki aklı kuvvetlendirir, vücuda da sıhhat verir. Amma ne yazık ki, bu hem aklı gideren ve hem de sıhhati bozan ve hem de bazen ölümle neticelenen hâdiselere sebep olan içkiye ne sebepten insanların zayıflan müptelâ olmuşlardır Bunları icad edenler muhakkak dinsiz ve ahlâksız kimselerdir, İslâm gelince bunları yasak etmiş ve bu yasak Medine-i Münevvere’de ilân edilince bütün müslümanlar evlerindeki içkileri sokaklara döküp kaplarını kırmışlar ve hatta Medine-i Münevvere sokaklarından adeta sel gibi içki akmıştır. Müslüman bak nasıl oluyor. Peygamberin sözüne nasıl uyuyorlar. Hemen hiç tereddüt etmeden emr-i Peygamberîye uyarak sakladıkları şarapları hem döküyorlar ve hem de bir daha saklamamak için kaplarım da kırıyorlar Allah Teàlâ cümlemizi sevmediği ve yasak ettiği her şeyden muhafaza buyursun da sevdiği ve razı olduğu kullarından eylesin...

5. Günahlara devam kalbi karartır

Bu günahları işleyen her ne kadar itikadımızca kâfir olmaz ise de, lâkin asıl korkulu olan şey bunların devamı ile kalp, kapkara olur. Artık küfür ile imanı seçemez bir hale geldiği gibi bu hal ve vaziyet onu artık kendisi de farkına bile varmadan küfre kadar götürür. Ve sen ona “Kâfir” diyecek olursan kızar. Kavga eder ben “Kâfir değilim” der. “Şeriatı isteyenin kafasını patlatırım diyecek” kadar küstahlık gösterip sonra da camilerde “Ben de müslümanım” deyip tesbih elinde dolaşan zavallılar kendilerini ve başkalarım da bak nasıl aldatıyorlar.

Şeriatı istemeyen adamın küfründe hiç ihtilaf yoktur. Amma bugünkü müslüman bunu da idrâkten âcizdir. Çünkü dinî mâlumattan umumiyetle mahrum olduğumuz aşikârdır.

Bir dünyâ bilgisi var bunu bilmeyenlere cahil diyoruz Bir de din bilgisi var ki, onu bilmeyenlere de echel denir. Din bilgisinde varlığın sahibi olan Allah’ı bilmek ve onun bize verdiği İslâm dinini öğrenmek ve onunla amel etmek her mümin-i muvahhide borçtur. Dünyâ bilgisini bilmeyen insan her ne kadar cahil olsa da pek âlâ güzel yaşayan hem de zengin olabilen pek çok kimseler görülmektedir. Fakat din bilgisinden mahrum kimselerin dünyâdaki yaşayışları hiç bir zaman insanlığa ve insaniyete uygun ve hayırlı bir yaşayış olamaz. Firavunlar devrinden tut ta bugün bile medeniyetin en yüksek devresindeki dinsizlerin hayatı hiç bir hayata benzemez. Yılbaşı denen gecede işlenen günahların hesabı kim bilir ne kadar acı olacaktır. Bu geceye iştirak edip yapılan ziyafetler, eğlenceler bir millete kim bilir ne ağır büyük olmaktadır.

Halbuki müslümanım diyen kimsenin bilmesi gerektir ki, Cenâb-ı Peygamber efendimiz “Her hal ü kârda Yahûd ve Nasâra’ya muhalefet ediniz” emrini vermiştir. Hıristiyanlık âdet ve an’anesine bu kadar sadâkat yakışır mı?

6. Şarap içmenin zararları

1. İçki içenden imânın nuru alınır.

2. Allah Teàlâ’nın la’netine müstahak olur.

3. İçki, gam ve kederleri celbeder ve rızkı daraltır, içenin şekli siması değişir, hayvanî hal alır.

4. Şarap içmeyi ancak âsîler yapar ki, onlar Allah ve Resûl’üne ve âhiret gününe inanmamışlardır.

5. İçki insanı her türlü günahlara sürükler. Katil, zina ve emsali gibi.

6. Kıyamet gününde cehennem halkına, içki içen edepsiz kadınların ferclerinden akan pis irinler içirilecektir.

7. Allah Teàlâ onlara cenneti haram kılmıştır.

8. İçki içen, yüreği hararetten yanarak haşrolunacaktır.

9. İçki içenin azabı puta tapanlar gibi olacaktır.

10. Allah Teàlâ içki içenin tam 40 gün ibadetini kabul etmeyecektir.

11. İçki içen hakirdir. Kendisine meydan sopası vurulur. Ve bunlara selâm da verilmez.

12. Allah Teàlâ’nın gadabına uğrarlar ve bu halde ölürlerse Allah Teàlâ’nın sevabından ve rahmetinden mahrum kalırlar.

13. Sarhoş olarak ölürse kabrinde bunun azabını tadar ve kabrinde kan ve irin ile azaplandırılır. Bütün hayırlardan mahrum, dünyâsı elinden alınan bir kimse gibidir.

14. Sarhoş helakini eliyle hazırlamış olur.

Her içki şaraptan maduddur. Ve hiç bir içki ile tedavi caiz değildir, haramdır. Şâyân-ı dikkat, içkiden başka necasetlerle tedavi caizdir de maalesef içkiyle tedavi caiz değildir, haramdır. Her türlü necis bir şeyi yemek ve içmek de haramdır. “Kan, ölmüş etler, sidik ve içki karıştırılarak yapılan macunlar da haramdır” demişler.

 İçindekiler